Tüm konuşmacıların hocam diye tabir ettiği ve hem deneyimi hem de ekonomi hayatımıza kazandırdığı nitelikli insanlar nedeni ile hocaların hocası ünvanını hak eden Mustafa Aysan, krizin daha çok mali tablolarda yapılan oynamalar ve muhasebecilerin özellikle ABD ve Avrupa’daki etik olmayan davranışları nedeni ile görülen etkilerinden bahsetti. Biliyorsunuz tüm dünyada kabul görmüş muhasebe ilkeleri vardır. Bu Uluslararası Muhasebe Standartları adını taşır. Bir de o ülkeye ait Muhasebe İlkeleri ve Kuralları vardır. Dünyanın, ABD’de yaşanan Enron ve Arthur&Anderson skandalı ile ders çıkardığını düşünen bizler son küresel krizde zehirli kağıtlar ve şirketlerin şişirilen aktif büyüklükleri nedeni ile benzer sebeplerden yeni bir kriz ile mücadele etmek zorunda kaldık. Prof. Dr. Mustafa Aysan, hayatı boyunca bir çok krizle mücadele etmek zorunda kalmış bir idareci aynı zamanda. Geçmişten aldığı dersler özellikle şirketlerin mali tablolarında ve denetimlerinde kurallara belirli bir disiplin içinde uyulması gerektiğine inanan biri. Konuşmasında gerekirse bunun için şimdikinden daha katı ulusal ve uluslararası denetim ve muhasebe kuralları koyulması gerektiğini belirtti. Yakın geçmişte anayasaya enflasyonla mücadele için de bir yasa koyulmasını da isteyen Mustafa Aysan’ın düşünceleri gördük ki krizin derinleşmesi ile daha da bir anlam kazanıyor.
Dr. Masum Türker ise konuşması boyunca bakanlığı süresince yaşadıklarını ve deneyimlerini paylaştı dinleyenlerle. Ağustos 2002 yılında Devlet Bakanı Kemal Derviş’in istifasının ardından göreve getirilmiş seçimlere kadar ekonomiyi belli bir mali disiplin içinde ve seçim ekonomisine sokmadan teslim etmeyi başarmıştı. Konuşması sırasında kısa süren bakanlığı süresince IMF politikalarının ekonomiye verdiği zararlardan ve ekonomik krizlerin siyasi sebeplerini kendi deneyimleri çerçevesinde anlattı. Krizin ardından Kemal Derviş’in uyguladığı Ekonomik Program, sadece kamu borçların sürdürülebilir geri ödemesinin sağlanması ve mali disiplininin devamı niteliğindeyken, Masum Türker söz konusu programın hem sanayide hem de tarımda üreticiyi ihmal ettiğini, üreticiyi ve ihracatçıyı koruyan maddelerden yoksun bir ekonomik program olduğunu belirtti. Uygulanan ekonomik program ile yüksek faiz rakamları ve dalgalı kur piyasası ile sıcak para satılmak zorunda kalırken ekonomik büyümenin sürdürülebilmesi için 216 mia dolar olan kamu borcu 2007 senesi sonunda iki katına çıktı.
Kerem Alkin, konuşmasını krzden sonra neler yaşanacağı ve neler yapabileceğimiz üzerine kurmuştu. Ekonomik krizin etkilerinin azalmasından sonra dünyanın enerji kaynakları nedeni ile siyasi sorunları daha derinden hissedeceğini ve sanayi kirliliğin yeni sektörleri oluşturacağından bahsetti. Ayrıca kendisinin ilginç bir öngörüsü de krizin 2010 yılında etkisini kaybettirmesinin ardından 5 yıl içinde hepimizin yeni bir ekomoik krizi konuşuyor olacağımızdı. Yaşadığımız kriz için alacağımız tedbirlerin orta vadede yeni krizleri tetikleyebileceği uyarında bulunurken bugün alacağımız tedbirlerin ileride bizlere sorun yaşatmaması gerektiğini de belirtti.
Demokrat Parti Genel Başkanı Süleyman Soylu henüz çiçeği burnunda bir genel başkan. Partinin köklerini ve şu an ki durumunu karşılaştırdığımızda işinin gerçekten çok zor olduğunu belirtmekte fayda var. Hem partinin köklü tabanı hemde diğer partilere kayan seçmenleri aslında kendisinden çok şey bekliyor. Açılış konuşması sırasında kendisini ve partisinin krize bakış açısını anlatma fırsatı buldu. En çarpıcı söylemi ise IMF’nin geçmişte uyguladığı yanlış politikalara rağmen şu an Türkiye’nin IMF’siz yapamayacağıydı. Türkiye’nin artan likidite ihtiyacı ve artan cari açığı göz önüne alırsa, IMF en kısa yoldan para kaynağı olarak görünüyor. İktidarlar likidite sorununu çözecek ekonomik formüller üretmediği sürece her zaman yeni IMF anlaşmaları olacaktır. Süleyman Soylu’da yakın tarihte yapılan ekonomik hataların şimdi yine IMF ile ödenmek zorunda olduğunu belirtirken haklıydı belkide.
Son olarak şunu belirtmekte fayda var. Tüm konuşmacılardan çıkardığım izlenim, Türkiye’nin kaynaklarının kullanılamadığı yönünde. Türkiye ise kaynaklarını kullanmak için, özelleştirmelerle dış kaynaklı firmaları ülkemize çekip sonra yerli üreticinin cesaretini kırarak, yabancılara verilen teşviklerle yerli sermayenin rekabet edemeyeceği ekonomik ortamlar yaratmak sadece bize zarar verir. Önemli olan soru sadece krizden nasıl çıkacağımız sorusu değil, aynı zamanda hangi önlemlerin gelecekte yeni krizleri yaratmayacağı olmalı.
Doğru sorular doğru cevapları getirecektir.
Ertürk Demirel


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder