<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484</id><updated>2011-07-31T04:22:33.550-07:00</updated><title type='text'>ertürkdemirel</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>27</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-1171200875443079888</id><published>2009-11-23T11:14:00.000-08:00</published><updated>2009-11-24T13:57:07.550-08:00</updated><title type='text'>DIŞ TİCARETTE RUBLE VE RİYAL</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"   style="  color: rgb(204, 238, 221); line-height: 20px; font-family:Georgia, 'Times New Roman', Times, serif;font-size:12px;"&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 0); "&gt;Bu makale DÜNYA Gazetesi'nde  17.11.2009 tarihinde yayınlanmıştır:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;a href="http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=68410&amp;amp;cDate="&gt;http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=68410&amp;amp;cDate=&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  line-height: 14px; font-family:Verdana;font-size:11px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;p&gt;Geçtiğimiz mart ayında Bakanlar Kurulu kararı ile, 32 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkındaki Karar'da değişiklikler yapılmıştı. Buna göre Merkez Bankası sadece kendi  işlemlerinde kullanacağı çevrilebilir dövizi tespit edip, bunun dışındaki yabancı paralar ile ilgili özel bankaların yaptığı işlemlere karışmayacak. Bu karar ile özel bankaların özellikle İran Riyali ve Rus Rublesi gibi dış ticarette ağırlık kazanabilecek para birimleri ile işlem yapmasının önü açılacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AB komisyon raporlarının son birkaç yıldır umut verici olmaması ile birlikte iktidarın son birkaç senedir Rusya ve İran hükümetleri ile kurduğu ikili ilişkilerin bir sonucu olarak bir süredir ikili ticaretin üçüncü bir ülkenin para birimi (Euro ve dolar) kullanılmadan gerçekleştirilmesi tartışılıyordu. Hem Türkiye'de hem de Rusya veya İran'da karşılıklı bir dış ticaret yapılacağı zaman iki tarafta çapraz kur riskine katlanmak durumunda kalıyor ve hem doların hem de Euro'nun yaşadığı iniş çıkışların maliyetini üstlenmek zorunda kalıyordu. Bu açıdan düşünüldüğü zaman yasal altyapıların oluşturulması ve bankacılık sisteminin uyumu ile iki taraf içinde başlangıçta yararlı sonuçları olacağını gözükebilir. Ancak bu yeni  düzenlemenin ne kadar yararlı olup olmayacağını görmek için ikili dış ticaretin derinliklerini anlamak gerekiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye'nin dış ticaretine bakış&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye'nin 2008 yılı dış ticaret hacmi 334 miyar USD iken bunun 132 miyar USD'si ihracat, 202 milyar USD'si ise ithalat olarak gerçekleştirilmiş ve 69.8 milyar USD dış ticaret açığı gerçekleşmiştir. 132 milyar USD tutarındaki ihracat rakamının içerisinde Rusya'nın payı %4.9 iken İran'ın payı ise %1,53 olmuştur. Diğer taraftan 202 milyar USD dolayında gerçekleşen ithalatımız içerisinde Rusya'nın payı %15.5 iken İran'ın ise %4.6 olmuştur. Bu verilere göre sadece Rusya'nın, Türkiye'nin dış ticaret açığı içindeki payı %35.1 olarak gerçekleşirken, İran'ın payı ise %8.7 olarak gerçekleşmiş.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kendi para birimleri ile dış ticaret yapmaya karar verdiğimiz iki ülkenin, Rusya ve İran'ın 2008 yılı dış ticaret açığımız içindeki payları %43.8. Diğer bir değişle 2008 yılı sonunda gerçekleşen 69.8 milyar USD ticaret açığının 42.8 milyar USD tutarı Rusya ile olan ticaretten kaynaklanırken 6.1 milyar USD si ise İran ile olan ticaretten kaynaklanmış. Aradaki farkın bu kadar büyük olmasının başlıca nedenlerinden biri de elbette bu iki ülkenin Türkiye için önemli enerji ithalatçıları olmalarından kaynaklanıyor. Bu açıdan bakıldığında dış ticarette ruble veya riyale dayanan bir ilişki gerçekleştirmek, iki ülkede bulunan ithalatçı ve ihracatçı firmalar için kambiyo işlemlerini basitleştirmenin ötesine geçiyor. Kaldı ki özellikle Rusya'da , Türk deri ve tekstil sektörünün satışları her yıl giderek azalıyor. Buna karşın enerjiye dayalı ithalatımız ise aksine artıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye'nin enerji ihtiyacını Rusya ve İran karşılıyor&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Enerjide temel hedefimiz öncelikli olarak doğunun enerji kaynaklarını batıya taşıyacak ve alıcılarına birden fazla seçenek sunabilecek bir enerji koridoru haline gelmek. Bakü-Tiflis-Ceyhan, Mavi Akım, Nabucco, Musul-Kerkük, İran, Hazar  boru hatlarının hemen hemen hepsinde temel amaç Türkiye'nin bölgede önemli bir aktör olabilmesi için enerji kaynaklarında da önemli bir oyuncu olması. Ancak elimizin altında ne kadar çok seçenek olursa olsun kartlar temelde tedarikçilerin elinde görünüyor. Kaldı ki doğalgaz ve petrol ithalatımıza baktığımızda, enerjide fazla bir seçeneğimizin olduğunu söylemekte güç. 2008 yılında petrol ithalatında Rusya'nın payı %36 iken İran'ın payı ise %35 olmuş. Diğer yandan doğalgaz içinde benzer bir tablo görünüyor: Rusya'nın doğalgaz ithalatımızdaki payı %63 iken, İran'ın ise %16 olmuş.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dış ticarette dengesizlik&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tabloya bu açıdan baktığımızda Rusya ve İran'ın halihazırda ihracatımızda önemli bir payı bulunmazken, Türkiye olarak bu iki ülkeye temel ihtiyacımız olan enerjide açık bir şekilde bağımlı durumdayız. Türkiye olarak daha ihraç ürünlerimizi üretmek ve ihraç edebilmek için bir dizi maliyetler katlanıyor ve dış ticarete bu aşamada daha başlayamazken, Rusya ve İran bize sadece doğalgaz ve petrol ihraç ederek zaten bu maliyetlerimize dahil olmuş ve dış ticaretlerini gerçekleştirmiş oluyorlar. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rusya ile ticaret ilişkilerimizde lehimize olan taraf ise müteahhitlik hizmetlerinin varlığı. 2007 yılında 3.8 milyar USD olan projelerin toplamı 2008'in ilk on aylık döneminde 2.7 milyar USD olmuş. Elbette Rus turistlerden kaynaklı turizm gelirlerini bu rakamlara dahil etsek bile dış ticaret açığını kapatmamız çok zor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Diğer bir sıkıntı ise Rusya ile olan bavul ticaretinde yaşanan büyük düşüşlerde yaşanmaktadır. Rus hükümeti, Rusya'da yerli tekstil sanayii canlandırabilmek için bir dizi önlemler almakta. Rusya 2003 yılında bavul ticaretinde gümrük avantajlarını ortadan kaldırmış ve bavul ticaretini ise 50 kg ve 1.000 USD ile sınırlandırmıştı. Rusya'ya olan ihracatımızın  önündeki en büyük sorunlardan biri de şu an bu görünmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kazanan taraf olmak çok zor&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hem Rusya hem de İran ile olan dış ticaret ilişkilerimiz açıklandığı üzere dikkate alındığında, bu oyunda kazanan taraf olmanın çok zor olduğu görülmektedir. Ruble ve riyalin konvertibl olmaması nedeni ile ihracatçıların bu para birimini üçüncü bir ülke ile olan dış ticaretinde kullanabilmesi oldukça zordur. Değeri dolar ve Euro'ya göre oldukça değişken olan ruble ve riyal ile yapılan dış ticarette akreditif ve nakliye sürelerinin de uzunluğu göz önünde bulundurulmalı ve hem özel sektörün hem de özel bankaların katlanacağı kur riskleri iyi hesaplanmalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Merrill Lynch'in 2009 yıl sonu tahminine göre rublede değer kaybı %34, TL de ise %6 olacağı yönündedir. Bu kadar dalgalı bir para birimi ile yapılan ticarette, Türk işadamları rubleyi hızlı bir şekilde ellerinden çıkarmak isteyeceklerdir. Bu da dış ticarette özel sektörün almış olduğu kur riskini Merkez Bankası'na yüklemek anlamına gelmektedir. Merkez Bankası ise riski azaltmak ve talepleri karşılayabilmek için belli tutarlarda ruble ve riyal rezervi tutacak bu da Türkiye'ye ekonomik olduğu kadar siyasi zararlar getirebilecektir. Bölgede Rusya ve İran'ın ekonomik olarak da etkinliğinin artmasının önü açılmış olacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;TL-ruble ve TL-riyal ile yapılacak ticari ilişkiler için bir öneri de ikili bir kur sistemi yaratılarak belirli bir süre kurların sabitlenmesidir. Dış ticaret açığı veren taraf Türkiye olduğu için bu kur sistemi oturana kadar ekonomiye ciddi bir yük getirecektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hem Rusya hem de İran ile yapılacak dış ticarette, ihraç ve ithalat malları listesi oluşturulup reeksportunun yasaklanarak suiistimallerin önüne geçilmesi gerekmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üç ülkenin de merkez bankaları arasında dış ticaretten kaynaklı ikili döviz bakiyelerini tasfiye eden ve temizleyen bir hesap tutulması (clearing) için anlaşma yapılmalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Temennimiz TL'nin tüm dünyada saygınlık  kazanması ve dış ticaretimizi kendi para birimimiz ile yapabiliyor olmak. Ancak bu tür ikili anlaşmalarda görülen ve görülmeyen çok sayıda ekonomik tuzak ve yasal boşluk olabilmekte.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;17.11.2009&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 0); "&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&amp;amp;ArticleID=948046&amp;amp;Date=11.10.2009&amp;amp;CategoryID=99" style="color: rgb(255, 255, 255); "&gt;http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&amp;amp;ArticleID=948046&amp;amp;Date=11.10.2009&amp;amp;CategoryID=99&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-1171200875443079888?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/1171200875443079888/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=1171200875443079888' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/1171200875443079888'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/1171200875443079888'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/11/bu-makale-dunya-gazetesinde-17.html' title='DIŞ TİCARETTE RUBLE VE RİYAL'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-5374282071776071121</id><published>2009-11-23T11:13:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T11:14:16.417-08:00</updated><title type='text'>BİZ VE ÖTEKİLER</title><content type='html'>&lt;p style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:9.0pt;font-family:&amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black"&gt;Her günün sonunda içimizden birileri başka birileri için ötekileşirken, biz ve ötekiler ayrımı toplumun içinde daha çok genişliyor. Her seferinde demokratikleşme, yeni toplum, yeni bir hukuk düzeni için tartışıyor olmamız gerekiyorken, “biz ve ötekilerin” ayrımında, ayrıştığımız kutuplarda, kendi çevremizde yarattığımız cephelerde ideolojilerimiz için tartışıyor hatta kavga ediyor hale geldik. Neredeyse her gün toplum hayatımıza veya siyasal düzenimize etki edecek farklı çevrelerden sansasyon haberler, iddialar gündemimize yerleşirken bütün bunları tartışıyor görünüyoruz ama aslında yaptığımız sadece öfke içinde güç ve ideoloji mücadelesinden başka bir şey değil.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:9.0pt;font-family:&amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black"&gt;Bu topraklarda geçen yüzyıllara dayanan tarihimizde her bir sorunun kökeni için farklı bir milat, farklı bir olay verebiliriz. Aleviler’in, Kürtler’in, Rumlar’ın, Ermeniler’in, Yahudiler’in var olan sorunlarına baktığımızda hepsinin farklı bir miladı, farklı bir dönüm noktası var aslında. Daha düne kadar bizim bizden başka dostumuz yok, bizi bizden başka kimse anlamaz derken gerçeklerin aslında tam da böyle olmadığı zamanla anlaşılmış oldu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:9.0pt;font-family:&amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black"&gt;Zamanla anlaşıldı ki bizim en çok sorunumuz kendimizle yani ötekileştirdiklerimizleymiş. Bu topraklarda süregelen yüzlerce yıllık geçmişimize bakarak sorunlarımızın kökenini derinlerde arayabilir kendi kendimize yeni açmazlar yaratabiliriz. Çünkü “bizler” tarihten kendimizi haklı çıkaracak ne kadar tozlu sayfa bulabiliyorsak eminim “ötekiler”de kendilerine tozlu sayfalar bulabileceklerdir. Geçmiş her zaman tartışmaya açılabilir ve üzerine yargılara varılabilir. Ancak eğer illaki bir suçlu ve bir haklı aranacaksa eminim birileri daima huzursuz ve mutsuz olacaktır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:9.0pt;font-family:&amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black"&gt;Cumhuriyetimiz, genç yaşına rağmen ardı ardına ihtilalleri, muhtıraları, onlarca devrim yasasını gördü. Asılan başbakanını, bakanlarını, devrim çocuklarını, sokaklarda birbirini vuran gençleri gördü. Ardı ardına Asala, PKK, Hizbullah terör örgütleri ile mücade etti. Neredeyse her beş senede bir büyük ekonomik kriz yaşadı, yıllarca enflasyonla mücadele etti. Kıbrıs’a Barış Harekatı düzenledi, komşuları ile farklı tarihlerde savaşın eşiğine geldi. Cumhuriyet’in kısa tarihi pek çok ülkenin kaldıramayacağı kadar yıpratıcı olaylarla geçmiş. Tarih sayfalarına bakarak yorumlar yaparken aslında aradan geçen bunca zaman ve olaydan sonra görüyoruz ki ne ötekiler için biz eski biziz ne de bizler için ötekiler bizim bildiklerimiz. Toplumumuz yıllar geçtikçe daha çok edilgen kalarak propagandacıların, gündelik siyasetin dalgalarının etkisine daha çok giriyor. Gündelik hayatın tüm etkilerine açık kalan toplumumuz ise bu edilgenliği ile her türlü siyasi ve ideolojik akımın etkisinde sürüklenmeye, sürüklenirken de birbirine çarpıp zarar vermeye başlıyor. Bütün haklarına sahip çıkan sorumlu bir seçmen davranışı eksikliğinde gündemi meşgul eden tartışmalar da belli grupların istediği yönde gelişiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:9.0pt;font-family:&amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; color:black"&gt;İçimizde barındırdığımız etnik, kültürel zenginlikleri kabileci bir zihniyete indirgediğimiz , dini gündelik hayatımıza tarikatlar düzeyinde yaşadığımız sürece komşumuzdan bizi yöneten siyasetçilere kadar ötekileşmeye, birbirimize yabancılaşmaya devam edeceğiz. Toplumumuzun bütün bu yabancılaşma hastalığı içinde içimizde umutlanmamızı sağlayan bir çok neden elbette var. Bunun yanı sıra atalarımızdan kalma önyargılarımızdan kurtulmamız, toplumun sorunlarına çağdaş yorumlar getiriyor olmamız gerekiyor. Birlikte huzurlu bir şekilde yaşayabilmek için birbirimize saygı duymayı da öğrenmemiz gerekiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-5374282071776071121?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/5374282071776071121/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=5374282071776071121' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/5374282071776071121'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/5374282071776071121'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/11/biz-ve-otekiler.html' title='BİZ VE ÖTEKİLER'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-7842171659188797547</id><published>2009-11-23T11:11:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T11:13:30.834-08:00</updated><title type='text'>ATTİLA İLHAN'I ANLAMAK.</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt;Ölümünün 4'üncü yılı anısına.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;1941 Şubat’ında daha 16 yaşında iken , bir kıza verdiği Nazım Hikmet şiiri nedeni ile TCK 141. Maddesine aykırı davrandığı için tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı Attila İlhan.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt; 1944 yılında Danıştay kararı ile okuma hakkını tekrar kazandı. 1949 yılında, üniversite ikinci sınıftayken, Paris’e Nazım Hikmet’i kurtarma hareketine katılmaya gitti.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family: &amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; Aynı zamanda bu ilk yurtdışı deneyimiydi. Gençlik yılları, manevi dünyasının şekillendiği ve düşünce dünyasını içinde yoğurduğu yıllardı. Aslında içinde büyüdüğü ülke ile kendi fikir dünyasının gelişme evresi arasında da paralellik vardı. Tek fark , içinde büyüdüğü ülke kominizm ve batıcılık akımları arasında giderek iç siyasi tartışmalarda sıkışıp kalırken, kendi fikir dünyası ise giderek evrensel bir boyut kazanıyordu.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;1940’larda Türkiye’de serbestleşme hareketlerinin başlaması ile çağdaşlaşma hareketleri yeni bir aşamaya gelmişti. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family: &amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;Siyasetin içindeki devrimci atmosfer, Atatürk Devrimler’inin topluma yerleşmesi ile hızını kaybetmeye başlamış ve son yirmi otuz yıldaki modernleşme hareketleri &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;ile kominizm korkusunun tetiklediği dini ve gelenekçi akımların geleceğinin sorgulanmasına neden olmuştu. Sonuçta toplumda iki grup siyasetin içinde belirgin bir şekilde hiç olmadığı kadar farklılaşmaya başladı. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;“Durumdan hoşnut olmayan devrimciler , yeni ve daha da köklü reformlar yapılmasını istiyor, muhafazakarlar ise bazı teknolojik yenilikler lehine &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt;görüşlerini bir derece değiştirmiş olmakla birlikte , devrimlere kesinlikle karşı koyuyor, kültürün yeni bir değerlendirmeye tabi tutulmasını istiyorlardı”(1).&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family: &amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; Ülkede çok partili sistem ile Türkiye’nin gelişmesi yönünde farklı politikalar ve fikirler öne sürülüyor ama hiç biri Amerika veya Rusya’nın dışında olan bir çözümden bahsedemiyordu. Diğer yandan Demokrat Parti ile Cumhuriyet’in kuruluş döneminden bu yana ilk defa ülkede ekonomik ve kültürel &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;bir sıçramadan bahsedilmeye başlanmıştı.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;Attila İlhan’ın ilk defa tutuklandığı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt; 1941 yılında , Milli Eğitim Bakanlığı da yeni bir uygulama ile &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt;Dünya edebiyatındaki &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;600 eserin Türkçe’ye çevrilmesini sağlamıştı. Özellikle sol eğilimli düşünce akımlarına karşı hoşnutsuz olan siyasi yapıya rağmen, batının fikir ve kültürünün Türk toplumuna &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt;yerleştirilme düşüncesi &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;böylece o dönemde de devam etmişti. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family: &amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;Bir&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; tarafta dünya görüşü nedeni ile yasaklanan ve gizli gizli okunan Nazım Hikmet varken diğer tarafta Orhan Veli, Melih Cevdet, Yaşar Kemal,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; Cahit Külebi gibi edebiyatta yeniyi veya&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family: &amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; Anadoluculuk akımını getiren edebiyatçılar &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family: &amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;yer almaktaydı. 1948 yılında , kendi imkanları ile çıkardığı ilk şiir kitabı Duvar ise henüz genç yaşta tutuklanmasının düşünce dünyasındaki yansımalarını gösteriyor bizlere: &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt;/&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size: 11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;ben bir duvarım hiç güneş görmedim/ sen hiç güneş görmemiş bir başka duvar/ yüzümüz benek benek tahta kurusundan/ ve sinemiz baştan başa ak üstünde karalar/ - kelepçeden kahroldu kahroldu bileklerim/ - sıyrılıp çıktım artık ölüm korkusundan/ - dilim dilim sırtımdaki yaralar/ ben demirbaşım sığır siniriyle dayak yedim/ biz de duvarız dinliyen duyan düşünen duvarlar/ bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk/ ve bizim kucağımızda kasırgalı insanlar/&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family: &amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt;Türkiye’de yaşadığı yıllarda yazıları nedeni ile sıklıkla başı polisle derde girdi. 1951 yılında Gerçek gazetesinde bir yazısı nedeni ile Paris’e dönmek zorunda kaldı. 1950 li yıllarda İstanbul, İzmir ve Paris şehirlerinde oldukça sık zaman geçirmeye başladı ve ismini Türkiye’de yavaş yavaş duyurmaya başladı. İzmir’de yaşadığı dönemde Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler’i aynı dönemde yayınladı. Düşüncelerini yazıp, toplumla özgürce paylaşamayan fikir adamlarından sadece biriydi Attila İlhan. Paris tecrübesi her seferinde onda o yıllarda Türkiye’de yaşanan Laik-İslamcı, Batılı-Kominist tartışmalarını dışarıdan daha iyi gözlemlemesini ve fikir dünyasından geçirmesine yardımcı oluyordu. Yurda döndüğü her seferinde ise kendine has ulusalcı bir üslup ve Atatürkçü bir düşünce geliştiriyordu. Kendisinden bir kaç on yıl önce Paris’e giden Yahya Kemal’in 1932’de verdiği bir konferansta aynen söylediği gibi &lt;i&gt;Paris’e alafranga gidip alaturka dönmüştü!&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family: &amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt;Yaşadığı dönem itibari ile genç cumhuriyetin aydınlanma dönemine katkıda bulunmak için geç bir dönemde yetişse de şiirleri kadar Türk siyaseti ve toplumunun düşünce yapısına etki edecek fikir ve yazıları olmuştu: “Türk aydını dediğimiz kişi, Batı’nın manevi ajanıdır” diyecek kadar cesurdu, aynı zamanda  “Batı diye bir şey yoktur. Bu hayali bir kavramdır. Almanya Almanya’dır, Fransa Fransa’dır. Birleşik bütünleşmiş Batı diye bir şey yoktur” diyecek kadar da Türkiye’deki Batılılaşma akımının karşısında eleştirel bir bakış açısıyla durabilmişti.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;Günümüz iki kutuplu Türk siyasi yapısı içinde ise, Attila İlhan’ın TRT-2 de uzun yıllar devam eden Zaman İçinde Yolculuk programındaki, 3 Nisan 2004 tarihli yayınında Türkiye’deki siyaset yapısı ile ilgili çarpıcı bir yorumu akıllarda kalıyor:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; “...İlerici olmak batı kültürünü savunmak demektir -Ki buna laiklik diyorlar-. Eğer sen batı kültürünü savunuyorsan ilericisin. Memleketin eski kültürünü savunursan -buna da İslamcılık diyorlar- o vakit sen gericisin yahut sağcısın. Bu doğru bir tarif değil. Asıl mesele bu çıkarları kim koruyor, kimin çıkarları korunuyor? Demokrasinin yapısı temeli bu. İlericilik gericilik bu değildir. İlericilik demek büyük halk çıkarlarının menfaatlerini korumak, onları yoksulluktan kurtarmak, refaha kavuşturmaktır. Sosyal demokrasiden kominizmin dibine kadar hepsi bunu savunurlar. ...Biz bir partiye oy veriyoruz, bu liberal diye değil yahut bu sosyalist diye değil; bu laikliği savunuyor, bu dini savunuyor bu batıyı savunuyor bu doğuya savunuyor diye oy veriyoruz. Bu ancak sömürgelerde olan bir anlayış biçimidir. Bağımsız ülkelerde böyle bir seçim olmaz. Batı kültürüne ilerici diyen sadece sömürgelerdir. ...Batı kültürü hümanizmi alır, rasyonalizmi alır. Bunlar metodlardır, düşüncelerdir. Batı kültürü değildir. Sen kendi kültüründen bunları üreteceksin. Sen bunu yapmıyorsun onların dediklerini aynen uygulamaya kalkıyorsun, öbür taraf buna tepki gösteriyor ve benim ülkemin kendi kültürü olmalıdır diyor ve bunu yapmaya gayret göstermiyor ve dinine sarılıyor. Diğeri de ona diyorki sen İrticasın. Burada çok yanlış bir oyun oynanıyor. Bu tanzimattan önce oynanan bir oyundur. Tanzimattan önce de bizi bu oyuna sokmuşlardı. Sonucu hepiniz biliyorsunuz. ...Bunun tek yolu ekonomisi politiğe dayanan yani memleketin çıkarlarına dayanan iktisadi manada olayı anlayıp partilerimizi ona göre kurup, ona göre seçmektir.”&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;İkinci dünya savaşının ardından çok partili hayata kapılarını açan Anadolu’da, Aydınlanma Devrimi’ni demokrasi tabanında yeniden kazanma sınavını veren bir Türkiye’de yaşıyoruz. İlhan Selçuk’un 1997 Strasbourg Sempozyumu’nda söylediği gibi; “Türkiye aydınlanma olgusunu devrim ve karşı devrim gelgitleri arasında yaşıyor(2). Attila İlhan ise bugün fikirleri ile gelgitlere karşı koymaya çalışan kumdan bir kale belkide sadece.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:0cm; margin-left:36.0pt;margin-bottom:.0001pt;text-indent:-18.0pt;line-height:15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt;(1)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:7.0pt;font-family: &amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:7.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;Kemal H. Harpat, Türk Demokrasi Tarihi, s.268 ( Baskı; Ekim 1996 )&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:9.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left:36.0pt;text-indent:-18.0pt;line-height: 15.0pt"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black; mso-fareast-language:TR"&gt;(2)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:7.0pt;font-family: &amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:7.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;Server Tanilli, Türkiye’de Aydınlanma Hareketi; Dünü, Bugünü, Sorunları; 25-26 Nisan 1997 Strasbourg Sempozyumu, s.42 ( Baskı; Nisan 2003, 5. Basım&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;mso-bidi-font-size:11.0pt;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:9.0pt; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;"&gt;&lt;o:p&gt;11.10.2009&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-7842171659188797547?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/7842171659188797547/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=7842171659188797547' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/7842171659188797547'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/7842171659188797547'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/11/attila-ilhani-anlamak.html' title='ATTİLA İLHAN&apos;I ANLAMAK.'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-3068131665579407512</id><published>2009-11-23T11:09:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T11:11:49.139-08:00</updated><title type='text'>48 YIL GEÇTİ</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-fareast-language:TR"&gt;48 yıl geçti. Hasan Polatkan ve Adnan Menderes’in idamı  için türlü gerekçeler sunulurken Fatin Rüştü Zorlu’nun yargılanma süreci ve idam gerekçeleri  oldukça ilginçti. Aradan geçen tüm bu süre boyunca  dış politikanın şahin hariciyecisinin dış güçler ve iç dinamikler tarafından idam cezası ile susturulduğu söylentileri , mahkemenin kayıtlara geçen idam gerekçelerinin önüne geçti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-fareast-language:TR"&gt;1974 yılında Ecevit hükümeti’nin  garantör sıfatı ile Kıbrıs Barış Harekatı’nı yapmasını  sağlayan Zürih Anlaşması’nın (11.02.1959)  ve yine Türk Toplumu’nun Kıbrıs Adası’ndaki haklarını koruyan Londra Anlaşması’nın imzaları  dönemin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile atılmıştı.  Ayrıca 1957 yılında Kıbrıs Türkleri’ni EOKA terörüne karşı korumak için Türk Mukavemet Teşkilatı’nın kurulmasını  yine Fatin Rüştü Zorlu sağladı. Hariciyede pasif politikalara son verip, başta Kıbrıs olmak üzere bir çok konuda Türk Dış Politikas’nının çehresini değiştirmeye çalıştı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-fareast-language:TR"&gt;Yıllardır hariciyede  Fuat Köprülü (1950-1956) ile devam eden dış politika çizgisini terk edip şahin bir politika izledi. Londra Konferansı’nda Kıbrıs Adası’nda İngiltere ile birlikte Türkiye’nin de söz hakkı olduğunu ısrarla savunmuştu. İngiltere Dışişleri Bakanı MacMillan Kıbrıs’ın İngiltere’nin bir iç sorunu olduğunu dile getirirken, Zorlu bu konunun İngiltere ve Türkiye arasında karar verilebileceğini savunmuştu. Kıbrıs  konusunda Yunan gazetelerine “Ya Kıbrıs’tan ya da Türk dostluğundan vazgeçmelisiniz” diyecek kadar Türk dış politikasının çehresini değiştirmişti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-fareast-language:TR"&gt;16 Eylül 1961 yılında idam edilirken , idam sehpasında yaşananları &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Tar%C4%B1k_G%C3%BCryay&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1" title="Tarık Güryay (sayfa mevcut değil)"&gt;&lt;span style="color:windowtext"&gt;Tarık Güryay&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; anılarında şu şekilde yer vermiştir :&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-fareast-language:TR"&gt;“Zorlu, ölüme gerçekten zorlu bir metanetle gitti. O kadar ki, hatta mahut gömleğin üzerine giydirilişinden sonra, kendisine dini telkinde bulunan hocanın, Arapça kelimeleri telaffuzda düştüğü hataları düzeltti. Kollarını arkadan bağlarken, başsavcıya son bir ricada bulundu. Ellerinin önden bağlanmasını istedi. Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı. Beraberce sehpaya doğru yürüdük. Ne masaya, ne de masa üzerindeki sandalyeye çıkarken yardım istedi. Hatta heyecandan eli titreyen cellâda: "Oğulum ne titreyip duruyorsun? İlmik senin değil, benim boynuma geçecek" dedi. Sonra adetâ kendisini uçsuz bucaksız bir boşluğa atar gibi: "Allah memleketi korusun, haydi Allahısmarladık!" dedikten sonra, ayaklarının altındaki sandalyeyi itmek işini de kimseye bırakmadı. Boyu uzun olduğu için, ayakları masaya basmıştı. Cellât masayı itti. Ona bu kadarcık da iş düşmüş bulunmasaydı, Zorlu sanki asılmış değil, intihar etmiş olacaktı.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-fareast-language:TR"&gt;Aradan 48 yıl geçti. Demokrasisi istiklal savaşı ile kurulmuş bir devletin, iç ve dış politikada istiklali için mücadele etmiş siyasetçisini  idamının utancını yaşamaya devam ediyoruz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;17.09.2009&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-3068131665579407512?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/3068131665579407512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=3068131665579407512' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/3068131665579407512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/3068131665579407512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/11/48-yil-gecti.html' title='48 YIL GEÇTİ'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-4271701535141844950</id><published>2009-10-11T03:22:00.000-07:00</published><updated>2009-10-11T03:24:00.419-07:00</updated><title type='text'>Yeni vergiler mi, ekonomik genişleme mi?</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', Times, serif; font-size: 12px; line-height: 20px; "&gt;&lt;p class="habdetay_tarih" style="margin-top: 5px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: inherit; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; font: normal normal normal 12px/normal Arial, Helvetica, sans-serif; color: rgb(31, 31, 31); line-height: 1.7em; clear: left; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(204, 238, 221); font-family: 'Trebuchet MS', Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;Bu makale Radikal Gazetesi'nde 04.08.2009 tarihinde yayınlanmıştır:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&amp;amp;ArticleID=948046&amp;amp;Date=11.10.2009&amp;amp;CategoryID=99"&gt;http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&amp;amp;ArticleID=948046&amp;amp;Date=11.10.2009&amp;amp;CategoryID=99&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="habdetay_tarih" style="margin-top: 5px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: inherit; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; font: normal normal normal 12px/normal Arial, Helvetica, sans-serif; color: rgb(31, 31, 31); line-height: 1.7em; clear: left; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div id="divAdnetKeyword2" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: inherit; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: inherit; vertical-align: baseline; "&gt;&lt;span style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: inherit; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: inherit; vertical-align: baseline; "&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="bold" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: bold; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; line-height: 1.7em; clear: left; "&gt;Hem sanayici hem de hanehalkı banka kredileri nedeniyle sıkıntı yaşarken &lt;a oncontextmenu="return false;" onmouseover="showAd('23320','100086' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: inherit; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: inherit; vertical-align: baseline; "&gt;&lt;span style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 1px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 1px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: inherit; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: inherit; vertical-align: baseline; text-decoration: underline; border-bottom-color: rgb(238, 102, 3); border-bottom-style: solid; color: rgb(238, 102, 3); background-color: transparent; cursor: pointer; "&gt;&lt;b&gt;bir&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; de ilave vergilerin gündeme gelmesi toplumumuzda hükümete ve ekonominin geleceğine dair derin şüpheler yaratabilir&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;p class="habdetay_yazarisim" style="margin-top: 8px; margin-right: 0px; margin-bottom: 8px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: normal; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; line-height: 1.7em; color: rgb(1, 104, 157); clear: left; "&gt;ERTÜRK DEMİREL (&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=MuhabirArama&amp;amp;Keyword=ERT%C3%9CRK%20DEM%C4%B0REL" style="margin-top: 8px; margin-right: 0px; margin-bottom: 8px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: normal; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; color: rgb(1, 104, 157); text-decoration: none; line-height: 19px; "&gt;Arşivi&lt;/a&gt;)&lt;/p&gt;&lt;div id="divAdnetKeyword3" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: inherit; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: inherit; vertical-align: baseline; "&gt;&lt;p class="bold" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: bold; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; line-height: 1.7em; clear: left; "&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: inherit; font-style: inherit; font-size: 12px; font-family: Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; line-height: 1.7em; clear: left; "&gt;Ekonomisi durgunluğa girmiş bir ülke için pek çok iktisatçının ortak tavsiyesi vergi oranlarını düşürerek hanehalkında tasarruf oranlarını arttırmak ve bunu tüketime yöneltmektir.  Böylece ekonomi canlanacak ancak büyük bir olasılıkla ekonomi bütçe açığı vermeye başlayacaktır. &lt;br /&gt;İlk defa etkin bir şekilde ABD’de, Başkan Reagan döneminde ‘arz yönlü ekonomi politikası’ adıyla uygulanan sistemin temel hedefi, kamu giderlerindeki tasarruf kadar vergi indirimi gerçekleştirmekti.  Böylece ülkede insanların elinde tüketmeleri için kaynak yaratmış olacaklardı. Ancak her reçete gibi bu reçetenin de yan etkileri vardı ve Amerikan ekonomisi en derin hali ile bunu hissetti. Bu tür bir vergi indirimi bütçe açığına yol açacağı için orta vadede yeni vergilerin getirilmesini zaruri kılmıştı. Bu ekonomik modelin temeli, iktisatçı Arthur Laffer’in ‘Laffer Eğrisi’ isimli tezine dayanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Püf noktası&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu yeni ekonomik modelin dayanağı vergileri artırmanın bütçeyi denkleştiremeyeceği, vergi indirimleri sayesinde ekonomide gerçekleşecek gelir  artış ile bütçenin denkleştirilmesinin  kolaylaşacağı yönündeydi.  Ancak bu modelin işlemesi için temelde bir püf nokta mevcuttu: Kamu harcamaları disiplin altına alınmalı ve azaltılmalıydı. Söz konusu model 1980’li yıllarda Başkan Reagan ve daha sonra George Bush tarafından, İngiltere’de ise Başbakan Margareth Thatcher dönemlerinde uygulanmış ve vergi indirimleri sayesinde ekonomide bir genişleme yaratılmıştı. Ama daha sonraki dönemlerde yapılan iktisat çalışmaları bunun tek başına yeterli olmadığı ve ciddi bir mali ve bütçe disiplinini de gerektirdiği anlaşılmıştı.&lt;br /&gt;Türkiye’de ise iktidarların, sığ mali ve finans piyasamızda krizlere karşı en önemli  ve etkin silahı vergi politikalarıdır. Kamu harcamalarını yıllara yaygın uzun bir dönemde kontrol altına almayı hiçbir zaman beceremeyen Türkiye’de ‘vergi’ şüphesiz ekonomik daralmanın ve genişlemin kapısıdır. Laffer Eğrisi modeli kapsamında örneklerini verdiğimiz ülkelerde vergi indirimleri gibi ekonomik kararlar çok daha kolay alınabiliyor. Çünkü ABD ve İngiltere gibi ülkelerin güçlü bir para birimi, güçlü ve etkin bir finans piyasası ve her zaman için devlet ve hazine kâğıtlarının alımının garantisi vardır. Dolayısıyla vergi indirimlerinin yaratacağı bütçe açığı bu ülkeler için bir yere kadar katlanılabilirdir. Ancak Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde sığ bir borsa, yüklü dış borç ve sığ finans sistemi içerisinde vergi indirimlerini gerçekleştirmek yüklü borç stoğu ve devlet desteği ile ayakta kalan bir çok önemli sektörümüz varken oldukça zor görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2001 krizi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Son mali verilere göre ekonomisi yüzde 13.8 küçülmüş bir ülke vergi indirimini gerçekleştiremiyor ve merkezi  yönetim bütçesi  ilk çeyrekte 19.1 mia TL açık veriyorsa ne yapabilir? 2001 krizini sanayicisinden işçisine büyük acılar ve sıkıntılarla yaşamış Türkiye’nin 2001 krizi sonrası işsizlik oranı yüzde 10.3, 2008 mali krizinden çok önce 2008 şubatında yüzde 11.9 ve Şubat/2009 da ise yüzde 16.1. Bu yılın ilk yarısında ise merkezi yönetim bütçesi 23 mia TL açık verdi.  Eğer mali disiplin için vergilerin artırılması planlanıyor ve ek vergiler düşünülüyorsa şu anki mali krizde bunun sadece bütçe gelirlerini azaltacağı, vergi kaçakçılığını ve yıllarca mücade edilen kayıt dışını arttıracağı aşikâr. Hem sanayici hem de hane halk banka kredileri nedeniyle sıkıntı yaşarken bir de ilave vergilerin gündeme gelmesi  toplumumuzda  hükümete ve ekonominin geleceğine dair derin şüpheler  yaratabilir.&lt;br /&gt;Yaşadığımız depremlerden, sel  felaketlerinden, siyasi krizlerden ders almadığımız ve kendimize özgü çözüm modelleri üretemediğimiz gibi ekonomik krizlerimizden de ders almıyor ve yine kendimize özgü dersler çıkaramıyoruz.  Yeni ekonomi modelleri ve çözüm yolları için geçen yaz ortasından yıl sonuna kadar oldukça bol olan vaktini iç siyasi çekişmeler, seçim  ekonomisi ile geçiren Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu durumda dersini çalışmamış ve sınıfta kalmış bir öğrenci gibi ne yazıkki 2001 krizinde aldığı tedbirlere benzer sıkı mali ve bütçe programı uygulaması gerekiyor. Bunun için en temel yöntem olan vergi gelirlerini arttırmak yoluna gidilecektir. Ancak ekonominin daha da daralmaması için belkide önce Merkez Bankası rezervlerinden biraz feragat etmemiz ve kamu bütçesini tekrar kontrol altına almamız gerekiyor. Yoksa 2001 krizi sonrası uygulanan bütçe programının hatalarını tekrarlar, ekonomik genişlemenin gecikmesine neden olabiliriz.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-4271701535141844950?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/4271701535141844950/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=4271701535141844950' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/4271701535141844950'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/4271701535141844950'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/10/yeni-vergiler-mi-ekonomik-genisleme-mi.html' title='Yeni vergiler mi, ekonomik genişleme mi?'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-5823546045053969144</id><published>2009-07-01T21:37:00.001-07:00</published><updated>2009-07-01T21:39:01.649-07:00</updated><title type='text'>BİR KRİZİN ANATOMİSİ</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:'Comic Sans MS';font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" line-height: 14px;font-size:13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="line-height:115%;Comic Sans MS&amp;quot;;color:black;mso-themefont-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;color:text1;"&gt;Yaşanan son finansal kriz en çok Karl Marx’a yaramış görünüyor. Zira Das Kapital’in Almanya’daki satışları yüzde 300 oranında arttı. Krizin en karanlık noktalarında da kimi iktisatçıların, Karl Max’tan alıntılarla kapitalizmin çöktüğünü ilan ettiklerini unutmamak gerek. BBC Televizyonunun Kızıla Dönüş ( Turning Red ) başlığı ile duyurduğu haberde Karl Marx’ın krizle ilişkilendirilen bir kaç cümlesi sıkça kullanıldı: &lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi-color:black; mso-themefont-family:Arial;font-size:10.0pt;color:text1;"&gt;“Kapitalizm, kendini yok etmeye yol açacak içsel dinamikler yaratacaktır, tıpkı feodalizm gibi...” &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="line-height:115%; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi-color:black;mso-themefont-family:Arial;font-size:10.0pt;color:text1;"&gt;Ünlü&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Kominist Manifesto’nun bu başlangıç cümlelerinin yanında &lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;'Burjuva kendi mezar kazıcılarını yaratacak',&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="line-height:115%; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi-color:black;mso-themefont-family:Arial;font-size:10.0pt;color:text1;"&gt;  gibi iddialı tespitlerinde&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;olduğunu hatırlatmak gerek. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="line-height:115%;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-bidi-font-family:Arial;font-size:10.0pt;color:black;"&gt;Daimler Benz şirketinin eski Başkanı Edzard Reuter Marx’ın haklı olabileceği endişesi ile yaptığı açıklamada şöyle diyor: “Karl Marx ile Friedrich Engels’in Komünist Manifesto’daki kehanetlerinin bir gün gerçekleşmesini istemiyorsak, Avrupa yaklaşımı ekonomi politikalarının tamamlayıcı parçası olmalıdır. Para kazanma özgürlüğünü sınırlayacak, ekonomik aktörleri toplumsal ihtiyaçlara, ahlaki değerlere saygı göstermeye zorlayacak uluslararası planda geçerli kurallar koymaya çalışmaktan başka seçeneğimiz yok”. Ekonomik krizin mali etkileri yanında, yarattığı ideoojik sarsıntılarda konuşulmaya başlanırken Türkiye’de İş Bankası Kültür Yayınları ve Cogito Marx’ın fikirlerine yer veren yeni yayınlar yayımlamaya başladılar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:'Comic Sans MS';font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" line-height: 14px;font-size:13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style=" line-height:115%;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi- font-family:Arial;font-size:10.0pt;color:black;"&gt;Atlantik’in diğer kıyısında Amerika’da, Avrupa’daki Keynes-Marx tartışmaları bir yana krizin çözümleri Kapitalizm köklerinde arandı:&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Lehman&amp;amp;Brother’s ile başlayan kriz önce finansal krize , ardından güven bunalımına dönüşüp peşinden özel sektöre sıçrar ve Kapitalist sistem Karl Marx’ın manifestosu ile eleştirilirken Ben Bernanke, lakabına ( Helikopter Ben ) yaraşır biçimde piyasalara yeni çözüm önerileri getirdi. İlk defa 2002 yılının kasım ayında “merkez bankaları durgunluğa karşı gerekirse helikopterden para basmalı” dediğinde Bernanke Fed’in icra kurulu üyesi olduğu için fazla önemsenmemişti ancak FED Başkanı olduğunda Milton Friedman’ın &lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;“Paranın Miktar Teorisi”&lt;/b&gt;ne olan inancı daha dikkat çekici hale gelmeye başladı. Bunda elbette krize karşı kullanmayı düşündüğü paranın 2 trilyon doları bulmasının etkisi büyüktü. Sonuçta mortgage firmalarının riskleri satın alındı, başta otomotiv sektörü olmak üzere finansal krizde zor duruma düşmesi ülke ekonomisini derinden etkileyecek sektörlere ve firmalara para pompalandı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:'Comic Sans MS';font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" line-height: 14px;font-size:13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style=" line-height:115%;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi- font-family:Arial;font-size:10.0pt;color:black;"&gt;Bir dizi önlem ve G20’den çıkan mali sıkılaştırma kararlarının ardından IMF Baş Komiser olarak görevlendirilirken krizin etkilerini görmek için 2009 yılının 1. Çeyrek büyüme rakamları merakla beklenmeye başlandı. Açıklanan büyüme rakamlarına göre, borçları nedeni ile internette satışa&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;çıkarılan ülke diye haberleri çıkan İzlanda sadece %3.2 küçülürken, 2008 yılı sonlarında IMF yardımı olmazsa borçlarını ödeyemez denilen Macaristan’ın ise %5.4 küçüldüğünü görüyoruz. İhracat işlemlerinde, ekonomilerindeki mali sorunlar nedeni ile muhabir bankaların ve finansal kuruluşların bile limit açmakta çekindiği Yunanistan %0.3 büyürken, Romanya %6.4 küçülmüş. Türkiye ekonomisi ise tüm kriz tecrübesi ve finansal kuruluşların geçmişten gelen güçlü yapısına rağmen %13.8 küçüldü.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:'Comic Sans MS';font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" line-height: 14px;font-size:13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style=" line-height:115%;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi- font-family:Arial;font-size:10.0pt;color:black;"&gt;Krizin ilk günlerinden itibaren Türkiye ekonomisine baktığımızda, sanayicimizin krize oldukça hazırlıksız yakalandığını görmekteyiz. Yüz milyarlarca dolarlık yatırım devam ederken başlayan krizin, döviz piyasalarındaki dalgalanma ile birlikte yarattığı etki şüphesiz tartışılmaz. Stoklarını bir önceki yıla göre ayarlayan ve üretim programlarını buna göre gerçekleştiren toptan ve perakande firmaları krize kendi sektörlerindeki %25 küçülmeyle yakalandıkları gibi düşük ciro yüksek stoklama nedeni ile saklama maliyetlerini de arttırdılar. Tarım sektöründe de benzer bir tablo görmekteyiz. Zaten düşük verim ile çalışan tarım sektörünün ise %3 küçüldüğü görülmekte.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:'Comic Sans MS';font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" line-height: 14px;font-size:13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style=" line-height:115%;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi- font-family:Arial;font-size:10.0pt;color:black;"&gt;Ekonominin başındakilerin krizi algılamaktaki gecikmeleri, iç siyasi tartışmaların tarihin en büyük krizlerinden birinin önüne geçmesi, yerel seçimlerde bütçe disiplininden feragat edilmesi, zamanında önerilen krize çözüm önerilerinin dikkate alınmaması gibi nedenlerden ötürü ekonomik krizin Türkiye’deki etkisi tahmin edilenin de üstünde olmuştur. Tüm bunların ardından &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;OECD ülkeleri içinde Letonya ve Estonya^nın ardından ekonomide en fazla küçülen 3. Ülke olmayı başarmış bulunmaktayuz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:'Comic Sans MS';font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" line-height: 14px;font-size:13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:'Comic Sans MS';font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" line-height: 14px;font-size:13px;"&gt;ERTÜRK DEMİREL&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="line-height:115%;Comic Sans MS&amp;quot;;color:black;mso-themefont-family:&amp;quot;;font-size:10.0pt;color:text1;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-5823546045053969144?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/5823546045053969144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=5823546045053969144' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/5823546045053969144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/5823546045053969144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/07/bir-krizin-anatomisi.html' title='BİR KRİZİN ANATOMİSİ'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-8245964480836049363</id><published>2009-06-30T13:22:00.000-07:00</published><updated>2009-06-30T13:27:37.870-07:00</updated><title type='text'>LÜBNAN-İRAN-TÜRKİYE</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:'Comic Sans MS';font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; line-height: 14px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:115%;font-family: &amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;"&gt;07 Haziran’da Lübnan’da yapılan seçimler öncesi , yapılacak seçimin Hizbullah lideri ve&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;8 Mart hareketinin öncülerinden Nasrallah ve Batı yanlısı 14 Mart hareketinin öncülerinden Hariri arasında geçeceği biliniyordu. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Seçime katılan iki tarafın politikaları, söylemleri&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;ve vaatleri İsrail ile yürütülen son diplomasi girişimlerinden, İran ve İsrail merkezli bölgedeki gerginlikten ve Lübnan’ın ateşin ortasında kalmasından dolayı iç politikadan çok bölgede izlenecek siyasi yol üzerine kuruluydu. Dolayısı ile seçimleri izleyen&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;bir çoklarının beklentisi bu gergin ortam içinde Lübnan’da seçimlerin oldukça gergin bir ortamda geçeceği ve büyük olayların görülebileceği yönündeydi.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Oysa&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;tüm bu beklentilerin aksine Lübnan’da seçimi kaybeden Nasrallah sonucu büyük bir olgunlukla kabul ederken, hükümetten kendilerine İsrail sınırındaki&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;eylemlerinde karışılmaması talebinde bulundu. Hariri hükümetinin seçimi kazanması Batı medyası içinde sevinçle karşılanırken, Lübnan’ı çok daha yakından tanıyan Arap medyası ise Nasrallah’ın muhalefette kalarak Hariri hükümetinin ülkeyi bütünleştirici politikalar izlemesine engel olarak bir sonraki seçime kadar büyük bir güç toplayabileceği telkininde bulundular. Bu bir çokları için Lübnan’da artan İran gücü demekti: Yani bölgede İsrail ile olan gerginliğin yanında Şii ve Sünni cemaatler arasında da gerginliğinin de artması demek olabilirdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:'Comic Sans MS';font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:115%;font-family: &amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;"&gt;Lübnan seçimlerinden 5 gün sonra ise Lübnan’daki Nasrallah’ın da hamiliğini de üstlenen Ahmedinecad’ın İran’ında cumhurbaşkanlığı seçimleri gerçekleşti. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Ne yazıkki seçimlerin ardından Lübnan’daki demokrasi olgunluğu görülmeden iktidar ile muhalefetin meydanlardaki kapışmaları gözler önüne geldi.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Oysa muhalif lider Musavi, her zamankinden daha yüksek kamuoyu desteği ile seçimlere giriyordu. Musavi’nin arkasında oluşan desteğin sebebi ise sadece rejimin şeklinden değil,&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;yıllardır kötü giden ekonomi, artan yoksulluk ve bürokratik yolsuzluğuna kamuoyunda artan&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;tepkisi diyebiliriz. Seçimlerden sonra elden ele dolaşan seçim hilelerinin haberleri yanında oy oranlarının gerçekleri yansıtmadığına dair haberlerde ortaya çıkınca adaylar ve destekçileri meydanlarda haklarını aramaya başladılar. Buraya kadar demokrasisi çok da gelişmemiş bir ülkede görmeye alışık olduğumuz siyaset düzeni yaşanırken, bundan sonrasında ise dünyada özellikle batıda “rejimi değiştirmek isteyen devrimci&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;muhaliflerin” haberleri yazılmaya başlandı. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Kimse seçimlere hile karıştırılmış olmasının bir ihtimal veya kanıtlanmamış bir savdan ibaret olabileceğini düşünmedi. Kimse Ahmedinecad’ın İran’ın kırsal kesimlerinde hâla yüksek bir popülerliğe sahip olabileceği ihtimali üzerinde bile durmazken birden bire gazetelerde gönüllerideki İran yazılmaya başlandı. Mevcut lider Ahmedinecad’ın gerçekten seçimleri kazanmış olabileceği ihtimali bölge istikrarı için ürkütücü olsa da eğer demokrasiden bahsediyorsak her türlü sonucu kabul etmek durumunda kalıyoruz.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;The Independent gazetesi köşe yazarı Adrian Hamilton son olaylarla ilgili şöyle diyor: &lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height: 115%;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial;color:black"&gt; “ &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:115%;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;; mso-bidi-font-family:Arial;color:black"&gt;Biz sırf öyle istiyoruz diye işler istediğimiz gibi yürümüyor. İran’da sonuçlara bir kez hileli dediğimizde, Ahmedinecad’ın gerçek popülerliğine ve gerçekten de seçimi kazanmış olabileceği ihtimaline karşı körleşiyoruz. Ayaklanmaları rejime karşı devrim diye kategorize etmek, birçok göstericinin şikâyetinin siyasetten ziyade ekonomiyle ilgili olması noktasını görmezden gelmemize yol açıyor “. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:115%; font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial;color:black"&gt;Bir çokları gibi muhalif lider Musavi’de kabul etmese de , gösterilere kendince bir ideoloji yüklemek istese de İran’da muhalif göstericilerin sorunu rejimle değil bürokrasi ve iktidarla. Bu ne yazık ki İran’da beklenen demokrasi değişiminin gecikmesi demek ama aynı zamanda bir halkın egemenliğine sahip çıktığının büyük bir göstergesi ki gelecek için yine de umut verici.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:'Comic Sans MS';font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; line-height:115%;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial; color:black"&gt;Türk Dışişleri ise seçimlerden sonra Ahmedinecad’ı ilk tebrik edenlerden. Bu hali ile direnişin uzun süreceğini düşünürsek muhalifler için oldukça cesaret kırıcı. Şüphesiz İran’daki muhalifler , bölgedeki en büyük dış desteğin, bölgedeki en çağdaş demokrasi olan Türkiye’den geleceğini umut etmişlerdir. Ancak reel politika bir çok idealin ötesine geçiyor. Nasıl Amerika ; Afganistan, Pakistan ve Suriye ile ilgili sorunları Türkiyesiz çözemezse, Türkiye’de bu bölgelerdeki sorunları İran’a rağmen çözmekte zorlanır. Türk Dışişlerinin, kendilerine misyon edindikleri ve yüzyılın projesi olarak gördükleri Afganistan ve Pakistan’ın normalleştirilmesi sürecinde İran’ın da derin biglilerine ihtiyacı olacaktır. Ama istikrarlı, PKK, Afganistan ve Suriye konularında Ankara’yı destekleyen bir İran hükümetinin bilgilerine; uluslararası politik düşünceleri güven vermeyen ve İran’da istikrarı koruyacak&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;kamuoyu ve bürokratik desteği olmayan Musavi’ye değil...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt; line-height:115%;font-family:&amp;quot;Comic Sans MS&amp;quot;;mso-bidi-font-family:Arial; color:black"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:'Comic Sans MS';font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ertürk Demirel&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-8245964480836049363?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/8245964480836049363/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=8245964480836049363' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/8245964480836049363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/8245964480836049363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/06/lubnan-iran-turkiye.html' title='LÜBNAN-İRAN-TÜRKİYE'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-7945446831911781080</id><published>2009-06-30T13:20:00.000-07:00</published><updated>2009-06-30T13:21:52.898-07:00</updated><title type='text'>LÜBNAN’DA SICAK BİR HAZİRAN YAŞANACAK</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;"&gt;Lübnan asıllı ressam, şair, filozof&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Halil Cibran, Ermiş adlı kitabı ile ABD ve Avrupa’nın 68 kuşağının en çok konuştuğu, fikirleri üzerinde tartışıtığı yazarlardan biri olmayı başarmıştı. Ruhban sınıfının ağır eleştirileri nedeni ile Rodin, Cibran’ı 20. Yüzyılın Blake’i&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;( İngiliz şair, ressam ve mistik vizyoner&lt;span style="mso-no-proof:yes"&gt;&lt;!--[if gte vml 1]&gt;&lt;v:shapetype id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600" spt="75" preferrelative="t" path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f" stroked="f"&gt;  &lt;v:stroke joinstyle="miter"&gt;  &lt;v:formulas&gt;   &lt;v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0"&gt;   &lt;v:f eqn="sum @0 1 0"&gt;   &lt;v:f eqn="sum 0 0 @1"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @2 1 2"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight"&gt;   &lt;v:f eqn="sum @0 0 1"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @6 1 2"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth"&gt;   &lt;v:f eqn="sum @8 21600 0"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight"&gt;   &lt;v:f eqn="sum @10 21600 0"&gt;  &lt;/v:formulas&gt;  &lt;v:path extrusionok="f" gradientshapeok="t" connecttype="rect"&gt;  &lt;o:lock ext="edit" aspectratio="t"&gt; &lt;/v:shapetype&gt;&lt;v:shape id="Picture_x0020_1" spid="_x0000_i1025" type="#_x0000_t75" alt="http://mumsema.net/images/smilies/nokta.gif" style="'width:3pt;height:3pt;"&gt;  &lt;v:imagedata src="file:///C:\Users\ert\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01\clip_image001.gif" title="nokta"&gt; &lt;/v:shape&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;img width="4" height="4" src="file:///C:/Users/ert/AppData/Local/Temp/msohtmlclip1/01/clip_image001.gif" alt="http://mumsema.net/images/smilies/nokta.gif" shapes="Picture_x0020_1" /&gt;&lt;/span&gt; ) olarak nitelendirmişti. 1931 yılında, yakalandığı hastalıktan dolayı yoksulluk içinde ölen Halil Cibran, özgürlükçü ve Arap Birliği’nin ateşli bir savunucusu olarak yurttaşlarına fikirlerinin ilham olması için şöyle sesleniyordu: &lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color:black;mso-themecolor:text1"&gt;Şimdi neler söylüyorsam tek yürekten,&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color:black;mso-themecolor:text1"&gt; &lt;b&gt;&lt;i&gt;Yarın söylenecektir binlerce yürekten...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Verdana;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;color:black; mso-themecolor:text1;mso-bidi-font-weight:bold;mso-bidi-font-style:italic"&gt;Bugün ne Arap dünyası ne de Lübnan için Halil Cibrani’nin hayallerine yakın diyebiliriz. 1931 yılında Beyrut doğunun Paris’i olma yolunda değişimler yaşarken, bugün Hizbullah- İsrail-ABD-Suudi siyasi baskıları arasında değişim ve dönüşüm sancılarını bir arada yaşıyor. 14 Şubat 2005 tarihinde devlet başkanı Refik Hariri suikastle öldürüldüğünde Lübnan’ın ulusal gazetesi Essefir olayı &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;"&gt;“&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Tek bir patlamayla Lübnan`ın başı vuruldu. Şimdi, bütün rüzgarlara açık başsız bir ülke gibi ve doğudaki kılavuz rolü yitti”, &lt;/b&gt;diyerek yorumlamıştı. O günden bu yana Lübnan için hiç bir şey eskisi gibi olmadı. Olayla ilgili suçlular aranırken, BM ve Washington’da tüm gözler Şam’a çevrilirken, söz konusu suikast nedeni ile yapılan soruşturmalar ve gözaltılar Lübnan’da derin devlet ilişkilerini acı bir şekilde gündeme getirdi. Öyleki Hariri’nin öldürülmesi ile ilgili 4 üst düzey subay tutuklanarak ceza evine gönderildiler.Generallerden bir tanesi dört sene sonra serbest bırakıldığında şöyle bir açıklama yaptı: “&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Gözaltına alınışımız siyasi nedenlerden dolayı idi ve dört sene boyunca çoğunluk tarafından istismar edildi. Hapse atılmamız politik bir kararken şimdi serbest bırakılışımız mahkeme kararıyla oldu”. &lt;/b&gt;Suikast ile başlayan süreç Lübnan’ın Gladyosu gibi görünsede işin içinde Hizbullah-Hamas ilişkileri, İsrail-İran çekişmesi, ABD-Suriye arasındaki Irak ve El Kaide nedeni ile yaşanan gerginlik ve elbette bölgede kayıt altına alınamayan bir trilyon dolarlık kayıt dışı paranın paylaşımını barındırmakta.&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Verdana;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;font-family:&amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;"&gt;Zaten kendisi yeterince karmaşık ve sorun yumağı olan Ortadoğu içinde küçük ama bölge istikrarı için hayati bir öneme sahip Lübnan’da dengeleri yeniden kurmak üzere 7 Haziran’da parlemanto seçimleri olacak. Reformist liderler ile muhafazakar adaylar arasında geçeceği nedeni ile benzer bir seçimde 12 Haziran’da İran’da olacak. Bu iki seçim nedeni ile haziran ayının bölge için oldukça sıcak geçeceğini söyleyebiliriz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Verdana;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:115%;font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TR"&gt;Lübnan siyaseti 8 Mart ve 14 Mart olmak üzere iki önemli siyasi oluşum ile idare ediliyor. 2005 yılında Hizbullah’ın Beyrutta’ki eylemlerden sonra Suriye’yi destekleyen, silahsızlanmaya karşı çıkan ve İsraille silahlı mücadeleyi savunan 8 Mart ittifakı Hizbullah (Şii), Nabib Berri’nin (Şii) Emel Partisi ve Michel Aqun’un (Hristiyan) önderliğindeki FPM ( Özgür Yurtsever Hareketi ) den oluşuyor. 14 Mart koalisyonu ise yine 2005 yılında Beyrut’ta gerçekleştirilen fakat 8 Mart ittifakına karşın Suriye karşıtı olan kitlesel gösterilerden adını alıyor. Refik Hariri’ye yapılan suikastten tam bir ay sonra koalisyon ortaya çıktı ve Sedir Devrimi ile 29 yıl sonra Suriye askerlerinin Lübnan’dan çekilmesine neden oldu. Aynı zamanda ülkeyi yöneten şimdiki koalisyonda olan 14 Mart ittifakı içinde Sünni, Dürzi ve Hristiyan partiler oluşuyor. İttifakın başında ise öldürülen lider Refik Hariri’nin oğlu Said Hariri bulunuyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Verdana;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:115%;font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-fareast-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TR"&gt;Bir çok ülke seçimde çıkacak her türlü sonuçta dahi ülkede daha fazla karışıklık çıkmaması için bir koalisyon hükümeti olmasını istese de &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height: 115%;font-family:&amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-bidi-font-style:italic"&gt;Müstkabel lideri Hariri, seçimleri Hizbullah'ın kazanması halinde, uzlaşı hükümetinde yer almayacaklarını bir çok kez dile getirdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Verdana;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height:115%;font-family: &amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;mso-bidi-font-style:italic"&gt;Sonuçta 7 Haziran günü oalcak seçim görünürde , Suriye ve İran’ı destekleyen Hizbullah lideri Nasrallah ile ABD ve bir çok batlı devletin seçilmesini istediği Hariri arasında geçecek. Görünürde demek daha doğru çünkü seçimden Hizbullah’ın desteklediği 8 Mart ittifakı çıkarsa bu İsrail-Suriye-Lübnan çizgisinde yeni çatışmaların yaşanacağı korkusunu da beraberinde getireceğe benziyo&lt;/span&gt;r. Bir de 12 Haziran’da İran’dan reformist bir liderin çıkmama ihtimalinin yüksek olduğunu düşünürsek, bölgede barışı temin etmek için yakın gelecekte, Türk Dışişleri’nin , çoktan Ortadoğu diplomasisinden elini çekmş Mısır ve Suudi diplomatlara fazlası ile ihtiyacı olacağını gösteriyor. &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Lübnan’daki seçimi izleyen bir çok kişi için 7 Haziran’daki seçim Ortadoğu’nun selameti ve bölgedeki barış çabaları arasında yeni bir çatlak oluşmaması açısından hayati bir öneme sahip. Pek çok kişi için seçimin önemi uluslararası ilişkilere ve bölgesel barıştan ibaretken Londra’da Arapça yaynlanan Kuds El Arabi gazetesi geçtiğimiz günlerde seçimin Lübnan Halkı için bir demokrasi mücadelesi olduğunu hatırlattı:&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;“...Farklı akımlarıyla Lübnanlıların felaketlere ve iç savaşlara rağmen demokrasiyi koruduğunu itiraf etmek gerek. Dünyada en fazla diktatörlüğün bulunduğu bölgede inatla direnen neredeyse tek ülke Lübnan. Seçim öncesi Lübnan’ı ve demokratik hareketliliğini takip edenler, bu halkın müdahalelerle dolu bir ülkede gerçekleşmesi beklenen şiddet eylemlerinden uzaktaki dinamizmine, demokrasiye ve uygarca bir rekabete tutunma kararlılığına saygı gösterilmesi gerektiği izlenimini edinecektir.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Ertürk Demirel&lt;/b&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span style="font-size:10.0pt;line-height: 115%;font-family:&amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-7945446831911781080?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/7945446831911781080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=7945446831911781080' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/7945446831911781080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/7945446831911781080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/06/lubnanda-sicak-bir-haziran-yasanacak.html' title='LÜBNAN’DA SICAK BİR HAZİRAN YAŞANACAK'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-7906009257832215887</id><published>2009-05-03T13:59:00.000-07:00</published><updated>2009-05-03T14:02:28.192-07:00</updated><title type='text'>Milliyet Spor Yazarı Uğur Meleke ile Söyleşi</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Türk takımları sizce grup maçlarında mı daha iyi konsantre oluyor yoksa eleme maçlarında mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim sadece futbolcular açısından değil de sanki genetik olarak kısa vadeli işlerde daha çok konsatre olmak son dakika başarısı özelliğimiz var herhalde. O yüzden grup maçları uzun vadeli konsantrasyon, sistematik çalışma, disiplin gibi bizim çok da tanıdık olmadığımız özellikler gerektirdiği için eleme maçlarında çok daha fazla başarılı olduğumuzu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bunun sebebi sizce ne? Takımların, medyanın ve kamuoyunun maçları algılaması ile mi ilgili? Futbola ne kadar profesyonel yaklaşıyoruz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akdeniz toplumu, sıcak kanlı insanlar, her hangi bir iş kolunda da uzun süreli disiplin gerektiren arenada başarılı olacağımızı zannetmiyorum. Ama kısa vadeli işler, pratik zeka, kurnazlık gerektiren işler gerektiren işlerde daha fazla başarılı oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ama Fransa ve İtalya’da Akdeniz toplumu ve onlar sistemlerini oturtmuşlar.  Konsantrasyon, profesyonellik sorun olmuyor onlarda.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalya’yı bir kaç defa görme fırsatım oldu. Bize çok benziyorlar. Sokaktaki hengame, yaşam tarzları, trafikteki sorunlar  bizi andırıyor. Eğer bizden biraz üstünlükleri varsa kurumsal yapıyı daha çok oturtmuş olmaları olabilir. Belki ödül-ceza yönetmeliğinde daha başarılı olmuş olmaları olabilir. Eğer bizde cezalar caydırıcı uygulanabilmiş olsaydı sorunlar daha çabuk çözülmüş olurdu.&lt;br /&gt;Juventus örneği mesela...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizde bunun çok defa yaşandığı söylendi. İspat edildi. Çok güzel bir örnek, onlar bunun karşılığını uyguladılar. Uygulamaya koyuldu. Seksenlerde Milan’ı küme düşürüdüler, 2000’lerde de Juventus’u küme düşürdüler diye on yıl sonral  yirmi yıl sonra konuşuluyor olacaktı. Juventus ve Milan’ı küme düşürdüyse bu ülke bizi de küme düşürür diyeceklerdir  diğer takımlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bizde böyle bir şey olsa. Mesela son derbi maçından sonra  Galatasaray veya Fenerbahçe küme düşürülseydi ne olurdu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç bir şey  olmazdı. Denemedik ki! Hep bir korku cumhuriyeti yaratmışız. Ondan korkarak çekinerek yaşıyoruz. Juventus ve Milan’ı küme düşürdüler bir şey oldu mu? Bunlar dünya çapında taraftarı olan kulüpler. Fenerle Galatasarayla kıyas kabul etmez.  Juventus’un iki yüz ülkede taraftarı var desem yalan mı? Tüm dünyada beş yüz milyon taraftarları var desem yalan mı? Vardır yani. Böyle küresel marka değeri olan kulüp. Sadece o sene yayın haklarından 130 mio avro kayıp yaşadılar. Bu sadece bizim bütün havuzun değeri. Sadece  Juventus ‘un kaybı bu. Kaybettikleri oyunculara bakın küme düştükleri için: Zlatan İbrahimovic, Zambrotta, Patrick Viera, Cannavaro’yu kaybettiler. Çok ciddi 6-7 dünya çapında futbolcularını kaybettiler.  Bir tanesi Galatasaray ve Fenerbahçe’de yok. Keşke bizde de düşürseler de görsek ne olduğunu. Bence hiç bir şey olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türk futbolunda kulüpler bazında belli bir istikrar yakalayamadık ne yazık ki. Galatasaray ve Fenerbahçe’nin başarılarında da bir istikrar göremiyoruz. Sorun nerede? Teknik adamlarda mı, kulüp yöneticilerinde mi, alt yapımızda mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bir zincirin halkaları gibi. Sporcular, teknik adamlar, spor medyası, kulüp yöneticileri bir zincirin arkası. Biri geri giderken diğeri ileri gidemiyor. Geride olan önde olanı çekiyor. Zincirin halkalarının ileri gitmesi için hepsinin ileri gidiyor olması gerekiyor. Beraber hareket etmeleri gerekiyor. Ama sıralamaya koymak gerekirse en geride olanın kulüp yöneticileri olduğunu düşünüyorum. En geriden çeken onlar bence. Sporcular ve antrenörler biraz daha önde olduğunu düşünüyorum.  Eğer kulüp yöneticileri o silsileye katılabilseydi ve sporcular ile antrönerler ile kafa kafaya gidebilselerdi bu Galatasaray’ın 2002 ve Fenerbahçe’nin 2008 başarısının en azından orta vadeye en azından yayılabilirdi  herhalde. Zaten en azından Fenerbahçe’nin başarısının devamının olmamasında kimse Zico’yu suçlayamaz. Basit bir örnek  bu. Kimi suçlayabilirsin bu arada. En geride kulüp yöneticileri, onlardan biraz daha önde ama geride spor medyası en önde sporcular, hakemler ve antrenörler olduğunu düşünüyorum.  En önde antrenörler. Sonra sporcular ve hakemler. Aslında hep onların geride olduğunu iddia ediyoruz öyle değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hakemleri nasıl görüyorsunuz bu arada?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıyas yaparsak çok öndeler. Hem yöneticilerden hem de spor medyasından çok öndeler. Hem bilgi hem birikim olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aslında İngiltere’de de hakem kararları çok tartışmalı. Ama orda bu kadar baskı olmuyor.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere’deki durum biraz farklı aslında. Bizdeki hakemleri İtalya ve İspanya’daki tartışmalarla kıyaslamak gerek. İngiltere’de hakemler tam profesyonel ve yarı profesyonel.  Bizde hakemlere müsabaka başına 1.500-2.000 TL ödeyebilirken İngiltere’de yıllık 2.5 mio € yıllık bir hakemin bütçesi. 47-49 yaşına kadar hakemlik yapabiliyorlar. Bunlara bu kadar para ödenirken daha fazla yararlanmak istiyorlar. 16 veya 19 profesyonel hakemleri var. Bunları değiştirme şansları yok. Futbolcular da bunun farkında. Bir gerekçe bu. İkinci gerekçe de şu, yine bizden farklı olarak:  Premier Lig bir şirket. Yan Premier Lig AŞ  gibi. Borsaya açık ve çok ciddi bir şirket. 2.5 mia USD değerinde bir şirket. Toplam küresel futbol değerinin 13 mia USD olduğundan bahsediliyor.  200 tane lig var ve beşte bir değerini tek bir lig almış. 2.5 mia dolarlık bir şirket için konuşmak da biraz cesaret gerektiriyor. Çünkü şirketin borsadaki değerini kafana göre düşüremezsin. Ticari mahkemeye verirler adamı. O yüzden öyle televizyon yorumcuları hakemler ve futbolcular hakkında kolay kolay konuşamaz. Onlar için yargıya güven var, yargı çalışıyor.  Burda birisi televizyona çıkıp SüperLig’de şaibe var ama ispatlayamıyorum diyor. Bununla kulüplerin ve Süper Lig’in marka değerini düşürüyor, belki sponsorlarını kaçırıyor. Çünkü sponsorlar lig şaibeli diye sponsor olmak istemiyor. Biz bunu basketbol liginde gördük. Kulüplerin forma reklamları bulamadığı zamanları gördük. Ama bunun  hiç bir karşılığı yok. Televizyonda bunu söyleyen adam hâla konuşuyor, on yıl sonra da hâla konuşuyor olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bununla birlikte futbol mentalitesi de önemli sanırım. Bizim bir futbol ekolümüz yok. Fatih Terim’de sıkça dile getiriyor. Brezilya, Hollanda veya Almanya gibi vir ekol olmalıyız diyor. Bunun başarmak için nereden başlamak gerekiyor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ekol denilen iş holistik bir iş aslında. Az önce bahsettiğimiz o zincirin halkalarının bir arada hareket etmesi gerekiyor. Ama federasyonun bununla ilgili bir çalışması var. Ben umutsuz değilim. Bir futbol gelişme merkezi kurudular. Yıllık 50 mio TL bütçesi var. Çok ciddi bir rakam var. Futbol paydaşları içinde en fazla payı alıyor. Ne yapıyor? Akademi ligleri kurdu: 12-13-14-15 yaş ligleri kurdu. Buralarda profesyonel takımların alt yapı takımları yarışıyor. Alt yapı organizasyonu sağlıklı olmayanı lige almıyorlar. Mesela alt yapısı çok sağlam olduğunu düşündüğümüz Kayserispor’un çok fazla eksiği olduğu görüldü.  Onlara öneriler getirdiler. Bankasya  1. Ligin’de mücadele eden Güngören Belediyespor’un  alt yapı ile ilgili hiç bir çalışması yokmuş. Federasyon artık bunları hep denetliyor.  Birinci iş bu. İkincisi hakemleri yarı profesyonel yapmak için uğraşıyorlar. Haftasonları hakemleri Silivri’de kampa alıyorlar. Eğitimleri baştan yenilediler. 85 yllık Cumhuriyet tarihinde müfredatı hiç yazılmamış hiç. Hakemlerin eğitimi var ama müfredatı yok. Yazılı bir şey  yok. Hocaların keyfine kalmış. Antrenörlerin eğitimi var müfredat  yok. Anrenörlük kursları açılıyor yazılı bir şey yok. İnanabiliyor musun? 85 yıllık Cumhuriyet tarihinde bir müfredat yazılmamış. Federasyon çalışıyor bununla ilgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ekol olmaz elbette.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi, tabi.. Ekol olması mümkün değil. Dolayısı ile bütüncül yaklaşıp, futbolun paydaşlarını tek tek geliştirmek gerek. Bununla ilgili federasyon akil insanlarla destek alıyor. Daha önce spor medyasının bunlardan bilgisi yoktu artık bilgilendiyor. Mesela halı sahaların yönetiminin federasyona geçtiğini biliyor muydunuz? Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’nde bununla ilgili protokol yapılmış. Halı sahaların gündüz saatleri boş. Çocuklara spor yaptırılacak nerede yaptırılacağını düşünmüşler, halı sahaların boş saatleri olduğu görülmüş. Atıl saatlerde kullanılmak üzere protokol yapılmış. Düşünülmemiş daha önce. Şimdi düşünen birileri var. Okul antrenörlüğünü geliştiriyorlar. Her okulun bir beden öğretmenini 40 saat eğitime alacaklar. Antrenörler yapacaklar. Böylelikle okul takımlarının başındaki hocalar kafalarına göre değil  aldıkları eğitime göre eğitim verecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Federasyon’un çabaladığından bahsettik. Peki Merkez Hakem Kurulu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim hakemlerin kural bilgisi , fizik kondisyon eksikliklerinin çok olduğunu düşünmüyorum.  Bizim hakemlerin en büyük eksikliği moral. Komite bununla ilgili çalılıyor. Ama komite dışında paydaşlara düşen vazifeler var. Bununla ilgili bir çalışma yapılmıyor. Hakemler hakarete maruz kalıyorlar. Mahkemeye gidiyorlar, gitseler de sonuç alamıyorlar. Bunun çözülmesi gerek. Biri kalkıp da sen bekçi gibi düdük çalıyorsun,  karınla sorunun var dediğinde adamın mahkemeye gidebiliyor olması gerek. Bu insanların günlük yaşamları da var. Günlük hayatta da işleri var. Günlük hayattaki işinde başına böyle bir şey gelse neler yapabileceğini düşünemiyorum. Ama hakemlik yaptığında kurum zedelenmesin diye hiç bir şey yapamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Son olarak şunu soracağım. Anadolu takımlarının belediyelere bağlı olması bir sorun mu, aşılabilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kulüplerin belediyelere veya zengin iş adamlarına  bağlı olması ekonomik özgürlüklere bağlı diyoruz. Peki bunların ekonomik özgürlüklerinin sebebi ne? Tamamen kötü yönetimden kaynaklanıyor. Türkiye’de bir Anadolu takımının, 14 takımın yıllık geliri 11-12 mio USD den aşağı değil. Yani yayın havuzundan, isim haklarından, İddia^’dan hiç bir çaba göstermeden aldıkları para bu kadar. Hiç bir şey yapmasınlar, maçlara hiç seyirci gelmesi aldıkları tutar bu. Bu para Hollanda’da, Belçika’da şampiyonluğa oynayan takımların geliri düzeyinde. İsviçre’dekilerin çok üstünde. Bu para çok ciddi bir para. Tahmin ediyorum Az Akmaar’ın geliri bu düzeyde. Bizdeki sıkıntı da kötü yönetimle ilgili. Kötü yöneten, parayı kötü harcayan yöneticilerden hesap sorulamamaması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Teşekkürler.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben teşekkür ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-7906009257832215887?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/7906009257832215887/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=7906009257832215887' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/7906009257832215887'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/7906009257832215887'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/05/milliyet-spor-yazar-ugur-meleke-ile.html' title='Milliyet Spor Yazarı Uğur Meleke ile Söyleşi'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-7557200374975131905</id><published>2009-05-03T13:55:00.000-07:00</published><updated>2009-05-03T13:58:40.284-07:00</updated><title type='text'>Dr Bahadır Kaleağası, TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü le söyleşi.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;E.D. :Sizinle en son 2005 yılında röportaj yaptığımızda Fransalmanya’dan ve bunun AB de lokomatif olduğundan bahsetmiştik. Bugün bu değişti mi? Son finansal kriz ile AB de yeni bir  aktör ön plana çıktı mı? Mesela İngiltere bu ikilinin yanında yeni bir aktör olarak baskın bir rol alabilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B.K.Berlin-Paris ekseni her zaman AB'de siyasal karar alma sürecinin itici gici görevini üstlenmekte. Fakat sonuca ulşmada Londra'nın onayı ve kriz sonrasında en başından işin içinde olması zorunlu hala geldi. Tabii bu da yetmez, 27 ülkenin herbirinin önemli alanlarda veto yetkisi sürmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;E.D. Son finansal krizde AB içinde bir dağınıklık görüldü. En acil konuda tüm devletler ilk etapta kendi ekonomik paketlerini açıklamaya, krize karşı tek başlarına önlem almaya çalıştılar. Bu siyasi karmaşanın etkisi krizin en başında da dolar-euro paritesinde göründü zaten. Kendi içinde hızlı kararlar alamayan, birlikte hareket etmekte geciken bir birlik izlenimi yarattı. Bu sizce bir sorun mu yoksa AB içinde yaşanması gereken bir güven sürecinin bir sonucu mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B.K Avrupalılar ekonomilerinin ABD ile sandıklarından da daha sıkı bağlar ve düğümler içinde olduğunu anladılar; küreselleşmeye ve Avrupa siyasal birlik sürecine daha gerçekçi bakmayı öğreniyorlar. Bunun somut bir sonucu AB'de karar sistemi ve kurumların daha etkin işlemesini düzenleyen Lizbon Antlaşması'nın tekrar gündeme gelmesi oldu. Daha önce referandumu olumsuz çıkan İrlanda antlaşma için onay sürecini tekrar başlattı. Nobelli ABD'li ekonomist Krugman da AB'nin artık daha skı para ve vergi politikalarına sahip olması gerektiğine işaret etti. Bir çok alanda krizin AB'ye etkisi "daha fazla Avrupa" ile "çok daha fazla Avrupa" olarak özetlenebilecek bir seçenek dizini yarattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;E.D. AB’ne yeni üye olan doğu bloku ülkelerin mali sıkıntıları Batı Avrupalılar için yeni vergiler mi demek? Belçika’da Flamanlar ile Valonların yaşadığı ekonomik sorunun bir benzeri AB’nin kuzey ve güney yakası arasında da yaşanabilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B.K Bugün artık demir perdesiz bir Avrupa var. Fakat tarihin cilvesi olarak, küresel ekonomik kriz ‘demir perde’ kavramını tekrardan gündeme taşıdı. Macaristan AB’nin Orta ve Doğu Avrupalı üyeleri için 190 milyar euroluk bir mali destek paketi talep ediyor. Bu arada Paris daha fazla kamu harcaması ile ekonomileri canlandırmak isterken, Berlin bütçe disiplininden ödün vermeye yanaşmıyor. Sarkozy’nin AB’nin ekonomik istikrar paktının ihlali eğilimlerini Merkel uygunsuz buluyor. Fransa arkasında İspanya, Portekiz, İtalya, İrlanda ve Yunanistan’ın desteği ile hareket ediyor. Merkel’i İsveç, Finlandiya, Danimarka, Hollanda, Lüksembourg gibi bütçe açığı denetim altındaki ülkeler izlemekte. Eski Orta ve Doğu Avrupa ise bu sefer aynı gemide değil. Macaristan, Bulgaristan ve Romanya Fransa ile benzer çizgide. Polonya ve dönem başkanı Çek Cumhuriyeti ise yardımı ve ‘demir perde’ söylemini gereksiz görmekte. Slovakya ve Slovenya da Euro bölgesi ülkeleri olarak sıkı durmaya çalışmakta. Bu sefer ‘demir perde’ daha ziyade Kuzey-Güney ekseninde Avrupa’ya çökmekte. Tabii bu yalnızca ekonomik ve şimdilik demirden ziyade kalın kadife bir perde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;E.D. AB kendi içinde bir değerler topluluğu, sosyal refah birliği iken gerek Yunanistan’da çıkan öğrenci olayları, gerekse Fransa ve Hollanda’da çıkan göçmen isyanları ile yeni soru işaretleri oluşturdu. AB gerçekten kendi içinde bir sosyal refah birliği olabildi mi? Göçmenlerin, etnik milliytçilerin taleplerini karşılayabildi mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B.K Evet AB dünya tarihinde bu ölçekte en başarılı çok kültürlü siyasal ve toplumsal birlik projesidir. Bununla birlikte henüz mükemmel olmaktan çok uzak ve demokratik sistemi içinde AB yurttaşlığı ile etnik farklılıklar arasındaki dengeleri henüz bulamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;E.D. Son Nato toplantısında, Danimarka’nın Nato Genel Sekreterliği’ne onay vermemiz için AB kozu kullanıldı. AB ile Nato’yu bağımsız düşünmemiz gerekmiyor mu? Eğer Nato ve AB arasındaki bağ bir koz ise bunu Türkiye neden kullanamadı? Danirmaka’nın neler yapacağını görüp sonra onay vermemiz gerekmez miydi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B.K Türkiye'nin bu konuda haklı çekinceleri vardı. Bu süreçte yaşanan sorunlar, Türkiye'nin 21. yüzyılın küresel relabet koşullarının gerekli kılığı devlet reformu, uluslararası iletişim anlayşı ve insan sermayesi alyapısındanki zafiyetlerden kaynaklanmakta.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;E.D. ABD her fırsatta Türkiye’nin üyeliğini destekleyen demeçler veriyor ve yine her seferinde AB içinde buna tepkiler geliyor. Bu Türkiye’nin bağımsız bir dış politikası olduğu konusunda da şüpheler uyandırmaz mı? AB içinde Türkiye’nin üyeliğini ABD’nın birliğe daha fazla müdahalesi anlamına geleceğine düşünen üyeler olmaya başladı çünkü.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B.K ABD Başkanı Obama’nın Türkiye ziyaretinin bilançosu olumlu. Türkiye’nin Batı dünyasındaki jeo-stratejik önem sahibi laik bir demokrasi konumu iyi vurgulandı. Medeniyetler Buluşması da hoş sedalar bırakabilen bir girişim. Irak, güvenlik, terörle mücadele gibi çok önemli konularda, gayet önemli ilerlemeler sağlandı. En önemlisi, Washington-Ankara eksenindeki son yılların frekans bozuklukları ve yörünge sapmaları büyük ölçüde düzeldi. Fakat, ABD'nin Türkiye'nin AB üyeliğine olan desteği, hedefi tekrarlamanın ötesinde, sürece destek olmaya dönüşmeli. Örneğin Başkan Obama'nın son ziyaretinde küresel gündemin bir çok öncelikli konusu geri planda kaldı. Ekonomi, enerji, ekoloji ... Obama yönetiminin Washington’daki asıl gündemi bunlar. Londra, Paris, Brüksel, Berlin, Pekin’deki esas gündemi de bu konular. Ankara nerede? Bir koordinat sorunu mu var? Hangi zaman-mekan düzleminde bocalıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;E.D. AB üyeliğine karşı çıkan bir çok yazar nedenlerini açıklarken: AB’nin yer altı kaynaklarının olmaması, nüfusunun yaşlanması, üretimini gelişmekte olan ülkelere kaydırdığı ve uluslararası konularda aktif rol oynayamaması gibi nedenleri gösteriyorlar. Sizce bu tespitin haklı ve haksız yönleri nelerdir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B.K Bu sorunlar Arupa'da son yüzyılın konuları ve AB üyeliği hedefimizi değil, bu hedefi ve sonrasını nasıl en iyi şekilde değerlendireceğimizi ilgilendiriyorlar. AB üyeliği sayesinde ne İngiltere, Fransa, İspanya gibi büyük ülkeler, ne de Yunanistan, Macaristan, Estonya gibi küçük ülkeler egemenlik kaybetti. Tam tersine, sınırları aşan sorunlar karşısında ve küresel rekabette tüm üyeler güç kazanıyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu uluslararası dengelerde AB en etkili ekonomik ve siyasal güç odağı. Türkiye dışında kalacağı bir AB’nin uydusu konumuna gelir. Asıl o zaman ulusal egemenlik erir. Çünkü coğrafyamızdaki ülkeler AB’nin politikaları ve standartlarına uymadan ekonomik olarak var olamıyor. Uluslararası ticaret, üretim koşulları, standartlar, enerji, güvenlik, ulaştırma, küresel ısınma, teknolojik gelişme gibi bir çok alanda AB politikalarının etki alanı içindeyiz. Üye olarak bu politikaların karar sürecine katılmalıyız. Diğer yanadan, Türkiye’nin mevcut nüfus artışı ve kalkınma sorunları dikkate alındığında ortaya çıkan bir gerçek var: ekonomimiz her yıl yüzde yedi-sekiz oranında büyümeli. Aksi takdirde temel sorunlarına çözüm getiremeyen bir ülkenin derin risklerine maruz kalırız: Milli güvenlik, siyasal istikrar, sosyal barış, uluslararası sorunlar ... Öz kaynaklarla büyüme potansiyeli, diğer Avrupa ülkeleri için olduğu gibi Türkiye için de sınırlı. Uluslararası sermaye hareketlerinden çok daha fazla yararlanmak kaçınılmaz. Daha çok ihracat, yatırım, turist ve teknoloji gerekiyor. Orta Asya, Çin, Japonya ve Orta Doğu dahil tüm dünyanın gözünde Türkiye’nin ekonomik çekim gücünün temel direği AB sürecidir. Halen gümrük birliği içinde Türkiye son on yılda çok daha üstün bir rekabet gücüne erişti. AB’ye göre üç-dört katı hızla büyüdüğü için ticaret açığı azalmadı, fakat oransal olarak artmadı. Türkiye çok daha fazla ürünü ihraç eden, başka ülkelerde yatırım yapabilen, teknolojiye yönelebilen bir ekonomik güç konumuna geldi. Fakat yol daha uzun. AB üyeliği sürecinden koparsak gümrük birliği özellikle üçüncü ülkelere karşı ticarette Türkiye’yi zor durumda bırakır. Dünya ticareti kuralları zaten gümrük birliğini kapsamaya başladı. Müzakere sürecinde bu konuları daha iyi ilerletmeliyiz. Diğer yandan, unutmayalım ki bu süreç esas olarak Türk halkı için çok daha yüksek sosyal haklar, kadın hakları, gıda güvenliği, hava temizliği, ulaştırma güvenliği, vize kolaylığı, eğitim fırsatları, teknoloji, sağlık ve refah getirmeye yöneliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;E.D. Sizce Türkye’nin AB üyeliğinin gerçekleşmesi ile Türkiye’nin AB ye kazandıracağı en önemli şey nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B.K AB'ye üyelik koşullarına haiz bir Türkiye sayesinde küresel düzende daha güçlü bir Avrupa şekillenecek. Diğer yandan, önümüzdeki yıllarda AB üyeliğine hazır konuma gelmiş bir Türkiye, küresel gelişmeleri de dikkate alarak AB'yi sınamalıdır. Bugünkü gelişmeler ışığında, AB'ye tam üye olmayı kabul etmemiz için en az dört koşul öne sürmeliyiz. (1) AB'nin önümüzdeki dönemde küresel ekonomik rekabet gücü daha yüksek olmalı. (2) AB anayasal düzeni, kurumları, karar alma sistemi çok daha etkin işlemeli. (3) Dünya sahnesinde AB'nin siyasal bütünlüğü ve rolü çok daha etkin olmalı. (4) AB’nin demokratik değerleri ve saygınlığı, Türkiye konusunda olduğu gibi yabancı karşıtı, demagojik, dar görüşlü ve düşmanca siyasal söylem ve tavırlar yüzünden zedelenmemeli.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;E.D. Son olarak Ermenistan ile ilgili sorunlar da AB için yeni bir kriter haline getirilmeye çalışılıyor. Bölgede 1915 olayları, Asala, Dağlık Karabağ gibi meseleler varken tek başına 1915 olaylarına  odaklanmak sorunu çözer mi? Azerbaycan’a rağmen Türkiye , Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirebilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B.K AB Komisyonu bu konunun AB hukuku açısından resmi bir kıstas olmadığını Avrupa Parlamentosu'na açıkladı. Fakat siyasal dengelerde Ermenistan yıllardır bu konuda iyi yapılandırılmış bir uluslararası iletşim başarısı gösterdi. Türkiye'nin ise her dış politika konusunda olduğu gibi en zayıf tarafı kendi iç demokratik sorunları oldu. Daha güçlü ve saygın bir demokrasi, etkin bir uluslararası iletşim ves omut girşimleri başkalarınınkilere maruz kalmayı beklemeden uygulayan bir anlayışla bu sorunu aşarız. Önce Azerbaycan ile iyi bir ortak analitik çalışma yapmak ve hareket planı belirlemeli. Hedef ise sınırın açılması, bölgede barış ve refahın artması olmalı. Sınır konusunu tabulaştırmak Türkiye'yi sınırlıyor maalesef. Sınırlar da, Kıbrıs'taki limanlar gibi. Koşullu olarak kısmen açılabilinir. Önemli olan koşulların tanımı ve takvimidir. Bu yöndeki çelişkileri zaman etkenini iyi kullanarak ve pragmatik bir şekilde çözmek mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ertürk Demirel&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-7557200374975131905?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/7557200374975131905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=7557200374975131905' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/7557200374975131905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/7557200374975131905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/05/dr-bahadr-kaleagas-tusiad-uluslararas.html' title='Dr Bahadır Kaleağası, TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü le söyleşi.'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-3221424451168862221</id><published>2009-04-11T09:48:00.000-07:00</published><updated>2009-04-11T09:50:09.368-07:00</updated><title type='text'>29 Mart'ın düşündürdükleri</title><content type='html'>&lt;span class="M1"&gt;&lt;p&gt;Bu makale Dünya Gazetesi'nde 11.04.2009 tarihinde yayınlanmıştır:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;http://www.dunya.com/haber.asp?id=43844&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tarih tekerrürden ibaret midir? Başbakan, 1989 seçimlerini andıran ve tıpkı Özal'ın düştüğü yanlışı tekrarla ideolojik tartışmalarla seçimleri genel seçim havasına sokmayı başardı. Tayyip Erdoğan, seçim süresince yaşanan siyasi gerginliklerde ülkenin başbakanı olduğunu pek az hatırlayarak meydanları dolaşmaya devam etti. 30 Mart sabahı ise tüm gazeteciler ve siyasetçiler kendilerini&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birden bire aynı soru üzerinde yoğunlaşırken buldular: Seçim sonuçlarını nasıl yorumlamak gerek? Kendi adıma 29 Mart'ın sonuçlarından çıkarımlarım şöyle:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1. Türkiye'de yedi senelik AKP iktidarına rağmen merkez sağın oyları CHP ve MHP'ye kayacak kadar belirsizlik içine düşmüş durumda. AKP halen merkez sağ oyları için güvenli bir liman olamamış görünmektedir. Nitekim merkez sağın en güçlü olduğu şehir ve beldelerde CHP'li adayların galibiyetleri sağ partileri bir kez daha düşünmeye sevk etmeli. İki örnek verecek olursak İlhami Ortekin ve Hüseyin Aksu'nun da sağda yarışa girmiş olması Aydın'da sürpriz bir şekilde CHP'li Özlem Çerçioğlu'nun başkanlığı almasına vesile olmuştur. Kaldıki son seçime göre CHP'nin oy oranı sadece yüzde bir artmış görünüyor. Bir diğer örnekte Denizli'den verebiliriz. Yıllarca DYP'nin kalesi olarak bilinen bu şehrimizde AKP siyasi bir aktör olarak yarışa girdiğinden beri sürekli güç kazanmaktadır. Öyle ki son yerel seçimde Zeybekçi, en yakın rakibinin iki misli oy olarak yarışı göğüslemiştir. Ancak şaşırtıcı sonuç ilçelerde alınmış görünüyor. Denizli'nin merkez ilçe hariç on sekiz ilçesinin sadece sekizini AKP alabilmişken diğer ilçelerde CHP, MHP ve bir tane de DSP'li adayın seçimi kazandığını görüyoruz. Yıllarca her seçimden merkez sağın güçlenerek çıktığı bu ilimizdeki sonuç oldukça manidardır. AKP'nin merkez sağın oyları için güvenli bir liman olamayışı ve bu kesimdeki seçmenin dünya görüşünü karşılayacak bir siyasi parti olmayışı CHP-MHP arasında gidip gelmelerine bile neden olabilmektedir. Buna rağmen İç Anadolu ve Karadeniz'de kısmen daha muhafazakar bölgelerde seçimleri önde bitirse de bunu AKP'nin politikalarının doğruluğuna değil, muhalefetin söylem ve seçim süreci yönetimlerinin kötülüğüne bağlamak daha doğru olur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. 29 Mart yerel seçimleri her ne kadar genel seçim havasında geçmiş olsa bile belli illerde oyları parti liderlerinden çok başkan adayları belirleyebilmiştir. Bunun en güzel örneği Şanlıurfalı Ahmet Eşref Fakıbaba'dır. Seçmenin görüşünü dikkate almadan merkezden bir aday ile yarışa girilmesi ve bazı vekillerin ceket polemiği, yerine aday gösterilen Mehmet Oymak'ın daha seçimin başında zaten bir sıfır yenik başlamasına neden olmuştu. Seçimde SP'nin destekleri üzerine nisan ayı içinde bu partiye geçme ihtimali olan Fakıbaba ve Urfalılar demokrasi hayatımıza güzel bir ders vermişlerdir diyebiliriz. Adayların ağırlık kazanması veya doğru adayın aday gösterilmesi elbette her zaman seçimi kazandırmıyor. Mansur Yavaş, Kemal Kılıçdaroğlu, Volkan Canalioğlu ve Sağbri Uğur ilk akla gelen isimlerden. Sabri Uğur seçimlere AKP'nin Balıkesir Belediye Başkanı olarak girerken Volkan Canalioğlu CHP Trabzon Belediye Başkanı olarak giriyordu. İkisi de seçimleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kaybederken biri Balıkesir'de CHP'ye diğeri ise AKP'ye kaybediyordu. İkisi de hem Balıkesir hem de Trabzon için yıllarca hizmet etmiş ve seçimde de aday gösterilecek en doğru adaylarken kaybetmiş olmaları seçmende farklı algıların da ön plana çıktığını gösteriyor şüphesiz. İstanbul'da CHP İl Başkanı Gürsel Tekin ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun yaptıkları, bazı şeylerin de CHP'de değiştirilebileceğinin kanıtı diyebiliriz. Mansur Yavaş‘da Kemal Kılıçdaroğlu gibi geçirdiği başarılı seçim yarışmasından sonra partisinde daha üst makamlar için göz kırpmış bulunmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Doğu Anadolu'da birkaç il dışında Doğu ve Güney Doğu Anadolu seçimleri sadece iki parti arasında geçmiş görünüyor. Bir yanda DTP'lilerin her fırsatta oy avcılığı için Kürt kimliğini kullandığı ve seçim yatırımları için açılımlar yapmakla suçladığı AKP diğer yandan Başbakan'ın her fırsatta tek devlet tek millet söylemini kabul etmedikleri ve terör örgütüne gereken mesafede durmamakla suçladığı DTP. Yerel seçimlerde DTP'nin en yakın rakibi AKP'ye bile birçok ilde fark atması, elindeki belediyeleri hükümetin açılımlarına rağmen koruması il genel meclisi seçimleri sonuçlarını ancak görmezden gelirsek bir zafer olarak algılayabiliriz. Zira Diyarbakır'da hem il genel meclisi hem de belediye seçimlerinde AKP oyunu korurken DTP'nin oyları yüzde altmış beşten yüzde otuz dokuza düşmüş. Buradaki seçmen algısını hem DTP'nin hem de AKP'nin iyi algılaması gerekmektedir. DTP İl Genel Meclisi seçimlerine bakarsak gerçekten beklediği zafere ulaşmış mıdır? Halen yüzde otuz bir gibi ciddi bir seçmen kitlesi DTP dışında siyasi aktörlere güvenmeyi tercih etmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4. Kıyı kesimlerinde CHP'nin, Doğu ve Güney doğu Anadolu'da DTP'nin, Orta Anadolu ve Karadeniz'de AKP ve MHP'nin hakimiyeti Türkiye'de kutuplu bir seçmen davranışının oluştuğunu gösteriyor. Bu kutupları da görülüyor ki önce etnik kimlik daha sonra siyasi ideolojiler ve lider taraftarlığı izliyor. Bu son derece ürkütücü bir tablodur. Bugün biliyoruz ki Van, Tunceli veya Siirt illeri dışında bu illerde yaşayandan daha çok Siirtli, Tuncelili, Vanlı vatandaşımız vardır. Muhalefet dahil AKP'de bu vatandaşlarımızdan oy alabilmektedir. Ancak bu insanlarımızın çoğunun halen aile bağları olan bu illerde seçmen davranışları etnik kimlik üzerine kurulu bir siyasi anlayışa kaymaktadır. Bu illerde daha homojen bir siyasi yapı olmasını istiyorsak mutlaka CHP, DSP ve hatta MHP'nin de artık bu illerde varlık gösteriyor olması gerekmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;5. Ekonomik krizin ise seçimlerde çok da etkili olduğunu zannetmiyorum. Ekonomik krizi ilk vuran İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Bursa gibi sanayinin yoğun olduğu illerde iktidar yara alsa da gücünü korumayı başarabilmiştir. Ekonomik krizin derinleşmesi ve iktidar partisinin kendi içinde yapacağı muhtemel hesaplaşmalarda gücünü kaybetmeye başlaması erken seçim havasını geri getirecektir. Bu süreç yaşansın ya da yaşanmasın muhalefetin de kendi adına gerekli dersleri çıkarması ve aksiyon alması gerekmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da da var olan bir CHP, İstanbul ‘un dar gelirli nüfusunun yaşadığı bölgelerde güçlenen CHP ve MHP ile Türk siyaseti tüm ülkenin iktidarı ile muhalefeti ile çok renkli bir siyasi yapıya bürünmesini sağlayacaktır. Aksi takdirde sadece şehirlerin varoşlarında değil aynı zamanda ülkenin belli kesimlerinde tek partili sistem ile halkın farklı iktidar seçeneklerini görmesi mümkün olmayacaktır.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-3221424451168862221?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/3221424451168862221/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=3221424451168862221' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/3221424451168862221'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/3221424451168862221'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/04/29-martn-dusundurdukleri.html' title='29 Mart&apos;ın düşündürdükleri'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-3240457450612800160</id><published>2009-03-28T02:28:00.000-07:00</published><updated>2009-03-28T02:30:19.007-07:00</updated><title type='text'>Pakistan: Yeni hasta adam</title><content type='html'>&lt;p&gt;Bu makale Dünya Gazetesi'nde 21.03.2009 tarihinde yayınlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=27029&amp;amp;cDate"&gt;http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=41460&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=27029&amp;amp;cDate"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazen bir kelime, bazen de bir yer veya mekan, bir ülkenin siyaset yaşamı için çok şey ifade edebiliyor. Yassı Ada nasıl Türkiye siyasi tarihinde derin anlamlar taşıyorsa, Rawalpindi de Pakistan için derin anlamlar taşıyor. Pakistan, demokrasi mücadelesinin geniş halk kitlelerine mutluluk getirmediği ender ülkelerden biri olduğu gibi yine bu çelişkiye rağmen asla bu mücadeleden vazgeçmeyen bir ülke.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Benazir Butto, 27 Aralık 2007'de lideri olduğu Pakistan Halk Partisi'nin mitinginin ardından Liyakat Bağ Meydanı'ndan ayrılırken aracın açık üst kısmından halkı selamlıyor ve bu sırada duyulan üç el ateş sesinin ardından büyük bir patlama ile suikasta kurban gidiyor. Parti sözcüsü Vasıf Ali Han, Butto'nun kaldırıldığı Rawalpindi hastanesinde yerel saat ile 18:16'da liderlerini kaybettiklerini açıklarken, Pakistanlı bir çok seçmen Rawalpindi'de ikinci kez demokrasi mücadelesini kaybettiklerini düşünüyorlardı belki de. Bundan yirmi sekiz yıl önce, Benazir Butto'nun babası ve dönemin Pakistan Başbakanı Zülfikar Ali Butto yine Rawalpindi'de muhalefeti anayasaya rağmen susturmaya ve yok etmeye çalıştığı iddiasıyla General Zia-ül Hak tarafından yargılanıp idam ediliyordu. Aslında bu Pakistan ordusunun siyasete ne ilk ne de son müdahalesiydi. 1958 yılında General Eyüp Han, 1969 yılında General Yahya Han, 1977 yılında General Zia-ül Hak ve son olarak 1999 ve 2007 yılları arasında General Pervez Müşerref tarafından ordu Pakistan demokrasisine ince ayar çekmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pervez Müşerref ile uzun bir siyaset denemesi geçiren Pakistan belki geçmişe göre çok daha huzurlu ve olaysız yıllar geçirdi ama geçen her gün ve yıl şüphesiz Pakistan demokrasisinden bir şeyler alıp götürüyordu. Benazir Butto, siyasi yaşamı boyunca Pakistan'ın eski feodel yapısına karşı mücadele vermesine rağmen Pervez Müşerref'in türlü yolsuzluk iddialarına engel olamadı ve 1999 yılında görevden alınıp, yine Pervez Müşerref tarafından sürgüne gönderildi. 2002 yılında Benazir Butto'nun tekrar seçilmesini önlemek amacıyla anayasaya yeni bir madde koyuldu. Buna göre başbakanlar en fazla iki dönem görev yapabileceklerdi. Ancak gerek Batı ülkelerinden gelen baskılar gerekse Pakistan'ın içinde gelişen siyasi tartışmalar Pervez Müşerref'i, Benazir Butto ile tekrar görüşmeye zorlamıştı. Sürgünde olduğu süre boyunca babasının kurduğu muhalefet partisi Pakistan Halk Partisi'ne başkanlık eden Benazir Butto, hükümetle yapılan uzun görüşmeler sonunda 2008'de ki başkanlık seçimlerine muhalefet partisi başkanı sıfatıyla katılmak üzere 18 Ekim 2007 de ülkesine geri döndü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pakistan siyaseti için dönüm noktası olabilecek bu yeni başlangıç bile aslında gösterdi ki demokrasi yolunda Pakistan ne kadar çaba gösterirse göstersin bu mücadelede en çok zararı siviller görecek. Nitekim Benzair Butto'nun ülkesine döndüğü gün yapılan suikast girişiminde 138 kişi ölürken 248 kişi de yaralanmıştı. 8 Ocak'taki başkanlık seçimleri yaklaşırken Benazir Butto'nun 27 Aralık'ta bir suikasta kurban gitmesi ile seçimler 18 Şubat'a ertelendi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aslında seçimlerin 3 büyük partinin rekabeti ile geçeceği aylar öncesinden belliydi: Eski başbakanlardan Navaz Şerif'in lideri olduğu ve bisiklet amblemini taşıyan Pakistan İslam Birliği-Navaz (PML-N), Müşerref'in desteklediği ve kaplan amblemi taşıyan Pakistan İslam Birliği-Kaidi Azam (PML-Q), Benazir Butto'nun partisi ise tek bir okla temsil edilen Pakistan Halk Partisi (PPP). Seçimler sonucunda tahmin edildiği gibi muhalefet partileri büyük bir oy oranı ile meclise en çok milletvekili sokan partiler oldular. Halk Partisi 86, İslam Birliği-Kaidi Azam 37 ve İslam Birliği-Navaz 65 sandalye kazandılar. Diğer partiler ve bağımsızlar ise 64 sandalye ile meclise girebildiler. Pakistanlı yetkililer seçimlerin büyük bir sükunetle geçtiğini açıklarken emekli general ve İçişleri Bakanı Hamit Navaz, seçim günü olan olaylarda 19 kişinin öldüğünü ve 157 kişinin hayatını kaybettiğini açıklıyordu. Şüphesiz bu kayıp Pakistan demokrasi yaşamında tahammül edilebilir bir kayıptı(!)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Neyse ki demokrasi mücadelesinde verilen tüm bu can kayıpları ve akan gözyaşları sonuçsuz kalmadı. Benazir Butto'nun partisi Pakistan Halk Partisi'nin adayı Meclis eski Başkanı Yusuf Rıza Gilani, 342 milletvekilinin 264'ünün evet oyu ve meclisteki "çok yaşa Butto, Butto hâlâ ölmedi" sesleri arasında başbaşkanlığı onaylanmış oldu. Birçokları kendisinin emanetçi başbakan olduğunu ve Benazir Butto'nun eşinin bir süre sonra görevi kendisinden devralacağını söyleseler de geçtiğimiz eylül ayında Asıf Ali Zerdari'nin Pakistan Devlet Başkanı seçilmesi ile bu dedikodular son bulmuş oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pakistan bir dönem Türkiye'nin de yaşamak zorunda olduğu demokrasi mücadelesini çok daha uzun süre yaşamak zorunda kaldı. Bedelleri bütün taraflar için ağır olsa da şu anda sivil hükümet iş başında ve gelecek için umutlarını sürdürmeye devam ediyor. Zülfikar Ali Butto görevden alındıktan 3 yıl sonra Türkiye'de Kenan Evren ile sivil hükümet devrilmiş ancak kısa sürede yönetim sivil idareye terk edilmişti. Pakistan ne yazık ki Türkiye kadar şanslı olmadı. Aslında sivil hükümetin başa geçmesi ile birlikte pandoranın kutusu da açılmış oldu. Askeri idarenin ülkeyi terk etmesi ile birlikte ülke üzerinde yıllardır örtülü olan perde kalkmış ve tüm yolsuzluklar, ekonominin kötü gidişi ve ülkenin özellikle Afganistan'a yakın olan az gelişmiş bölgelerinde El-Kaide ve Taliban varlığının ne kadar arttığı gözler önüne çıkmış oldu. Belki de hükümetin yeni sahipleri tüm seçim süresince karşılarında bu kadar sorunlu ve karışık bir Pakistan beklemiyorlardı. Şimdi sivil idarenin ve Pakistan demokrasisinin önünde yeni ve zorlu bir sınav var. Bu zorlu mücadele arkalarında hâla iktidara aç olan generaller ve tarikat liderleri varken çok daha zorlu olacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tüm dünyayı sarsan ekonomik kriz ise işin başka bir boyutu. Geçtiğimiz eylül ayında ülkenin döviz rezervlerinin 8 milyar dolara indiği açıklandı. Oysa 2008'in başında bu rakam 16 milyar dolardı. Bu döviz rezervi Pakistan'ın ithalatını ancak bir ay karşılayabilecek düzeyde ve Pakistan rupesi 2008 yılı boyunca %21 değer kaybetmiş görünüyor. Faizler ise %20'yi çoktan aştı. Uluslar arası ekonomi kuruluşları Pakistan'ın acil 100 milyar dolara ihtiyacı olduğunu açıklıyorlar ve bunun sadece 3 milyar doları çok yakında ödemesi gereken dış borçları için. Öyle anlaşılıyor ki iflasın eşiğindeki ülkenin durumu Güneydoğu Asya'nın siyasetini de etkileyecek. Yakın zamana kadar bölge Çin, Hindistan ve Pakistan arasında dengelenirken şimdi taşlar yeniden yerleşeceğe benziyor. Ve ne yazık ki bölgenin ve Pakistan'ın kaderi Amerika'nın yeni başkanının Pakistan'a ve bölgeye ne kadar önem verdiğine bağlı olacak. Daha kötüsü Pakistan, Taliban, El-Kaide ve askeri liderler arasında yeni bir Afganistan olma yolunda geri dönülmez bir yola girmesi olacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sebeplerle olsa gerek Pakistan Devlet Başkanı, kendi ülkesi için bir zamanlar Osmanlı Devleti içinde kullanılan "hasta adam" ifadesini kullanmaktan çekinmeyerek Pakistan'ın Asya'nın yeni hasta adamı olduğunu ve müttefiklerinden acil yardım beklediklerini söyledi. Hindistan ile yeni bir askeri sürtüşmeye girmek istemeyen, ekonomik krizin faturalarının Pakistan'ın sosyal hayatında yaratacağı yıkımları öngören Yusuf Rıza Gilyani ülkesine batının desteğini çekmek için ise çok ilginç bir yöntem uyguluyor: Yusuf Rıza Gilyani'nin Le Figaro'ya verdiği demeçte Küresel terörizmin neredeyse kaynağı ve çıkış noktası olan Afganistan ile sınır komşusu olmalarının Batı'nın Pakistan'a askeri ve mali yardım etmesi için yeterli bir sebep olarak görüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Acaba Türkiye bir zamanların Asya Kaplanları'ndan şimdi ise Asya'nın yeni pandora kutusu, kadim dostu Pakistan'a bu en zor zamanında ne kadar yardımcı olabilecek?&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-3240457450612800160?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/3240457450612800160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=3240457450612800160' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/3240457450612800160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/3240457450612800160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/03/pakistan-yeni-hasta-adam.html' title='Pakistan: Yeni hasta adam'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-3271564623418406208</id><published>2009-02-22T01:08:00.000-08:00</published><updated>2009-03-28T02:27:54.468-07:00</updated><title type='text'>JAPONYA YENİ BİR ASYA KRİZİNİ TETİKLEYEBİLİR</title><content type='html'>&lt;p  class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"&gt;Bu makale Dünya Gazetesi'nde 17.03.2009 tarihinde yayınlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=27029&amp;amp;cDate"&gt;http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=40909&amp;amp;cDate=&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İkinci Dünya Savaşı´ndan hemen sonra Çin, Kore veya Hindistan halkına, Japonya´nın ülkelerinin kalkınmalarında büyük rol oynayacağı söylense yüzlerinde şüphesiz acı bir gülümseme olurdu.&lt;span xsscleaned=""&gt;  &lt;/span&gt;Çünkü İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon ordusu Çin ve Kore´yi işgal etmiş ve sivilleri kötü şartlar altında çalışmaya zorlamıştı. Halklar arasındaki düşmanlık o kadar derinleşmiş ki bunun izlerine şimdiki Japon Başbakan Taro Aso´nun aile şirketinde bile rastlandı. Geçtiğimiz aylarda Taro Aso´nun ailesine ait madencilik şirketinde savaş esirlerinin zorla çalıştırılması bunun açık bir kanıtı olarak Japon muhalifler tarafından medya ile paylaşıldı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ancak aradan geçen onca zamanda köprünün altından çok sular aktı ve Japonya, Çin ve Kore dahil bölge için lokomatif ülke konumuna geldi. Yıllardır Güney Asya politikaları nedeni ile özellikle Çin´e karşılıksız yatırımlar yapan, uygun yatırım kredileri sağlayan Japonya, Aso hükümeti ile yüzünü Hindistan´a döndü. Öyleki Mumbai-Delhi arasında yapılacak demiryolu inşaası için 4.6 mia dolarlık bir kredi ayırması iki ülke ilişkileri için de önemli bir adım oldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Japonya yıllarca hem Amerikan tahvillerini satın alarak Amerikan hazinesine destek olmuş hem de yine Amerika´nın en büyük ticari ortaklarından biri olarak Amerikan ekonomisine destek olmuştur. Diğer yandan Japon bankalarının Asya ülkelerine sağladığı milyarlarca dolar kredi Asya kaplanları gibi ekonomide başarı hikayelerinin yazılmasına vesile olmuştur. &lt;span xsscleaned=""&gt; &lt;/span&gt;Hem bölge hem de dünya ekonomisi için Japonya´nın önemi ise Aso hükümetinin &lt;span xsscleaned=""&gt; &lt;/span&gt;IMF´ye sağladığı 100 mia dolarlık kredi anlaşması ile şüphesiz daha da arttı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ancak Japonya son yıllarda ekonomide kötü sinyaller veriyor. Yıllardır beklenen büyüme rakamlarını gerçekleştiremediği gibi dış borçları da hızla artıyor. Ekonominin kötü gittiği dönemlerde devlet yatırımlarını arttıran Japon hükümetlerinin bugüne kadar yapmış olduğu yatırımların verimsiz olduğunun sıkça dile getirilmesi ve üreten genç nüfusun hızla azalması Japon ekonomi efsanesini n karizmasını çizmeye devam ediyor. 2008 dördüncü çeyrekte gayri safi yurt içi hasıla %3.3 daralırken yıllık bazda geçen yılın aynı dönemine göre %12.7 küçüldü. Japonya´nın elindeki milyarlarca dolarlık Amerikan tahvillerinin değerleri azalırken, ihracatı da hızla düşmeye devam ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ekonomide devam eden kötü gidiş nedeni ile &lt;span xsscleaned=""&gt; &lt;/span&gt;Aso hükümeti peşi sıra önlem paketleri açıklarken iç siyaset de iktidarın karşısına yeni bir cephe olarak &lt;span xsscleaned=""&gt; &lt;/span&gt;çıkıyor ve meclisten çıkacak ekonomi paketlerini geciktiriyor. Son bir kaç ayda Japonya Başbakanı Taro Aso´ya olan güven oyu yüzde ondan fazla düşerken iktidar ortağı Yeni Komeito Partisi ve mahalefetteki &lt;span xsscleaned=""&gt; &lt;/span&gt;Japon Demokrat Partisi &lt;span xsscleaned=""&gt; &lt;/span&gt;Aso ve partisine sert eleştiriler yöneltmeye başladı. Özellikle Japonya Maliye Bakanı´nın G7 zirvesine alkollü çıkması ile patlayan siyasi skandal ve sert muhalefet hükümeti zor durumda bırakırken mecliste eylül ayında olacak seçimlerin erkene alınması yönünde yükselen taleplerle de karşı karşıya bıraktı. Neticede mecliste bir çok konuda olduğu gibi ekonomi yönetiminde de mutabakat sağlanmasının güçleştiği görülmekte ve gecikecek ekonomik önlemlerin ve olası siyasi krizlerin Japonya´dan çok Asya ülkelerini etkilemesinden endişe duyulmakta. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ekonomik kriz finansal sistemden reel sektöre geçerek yeni bir cephe açtı. Dünya ticaretinde ağırlıklı bir yere sahip olan Asya ülkelerinin ise hem ekonomik hem de siyasi yönden Japonya gibi güvenilir bir limana ihtiyacı var. Ancak Japon hükümeti bu güveni giderek kendi halkına bile vermekte zorlanıyor. Japonya´da yaşanacak bir krizin domino etkisi ile Asya´dan başlayan yeni bir krizi daha tetiklemesi ise en son dileğimiz olur. Nitekim biz benzer senaryoyu &lt;span xsscleaned=""&gt; &lt;/span&gt;geçmişte Asya krizi ve ardından yaşanan Rusya krizi ile görmüştük.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p face="verdana" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ertürk Demirel / 19.02.2009&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-3271564623418406208?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/3271564623418406208/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=3271564623418406208' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/3271564623418406208'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/3271564623418406208'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/02/japonya-yeni-bir-asya-krizini.html' title='JAPONYA YENİ BİR ASYA KRİZİNİ TETİKLEYEBİLİR'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-6761346759702083734</id><published>2009-02-22T01:03:00.000-08:00</published><updated>2009-02-22T01:05:43.484-08:00</updated><title type='text'>TARIMDA ACİL REFORM İHTİYACI</title><content type='html'>Bu makale Radikal Gazetesi'nde 13.02.2009 tarihinde yayınlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=27029&amp;amp;cDate"&gt;http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&amp;amp;ArticleID=921439&amp;amp;CategoryID=99&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;Hititler’i çağrıştıran ilk şey Hitit Güneş’i ise ikincisi de dönemin gelişmiş tarım teknolojisini simgeleyen Hitit dönemine ait karasabandır.  Oysa karasaban bugün bile birçok köylümüz için önemli bir tarım aleti. Geçmiş dönem  Başbakanlarından Adnan Menderes, mecliste yaptığı konuşmada bu tezatı hatırlatmış ve Türkiye’nin tarımdaki geri kalmışlığına bu örnekle dem vurmuştu. Belki bu geri kalmışlık düşüncesi yüzünden Marshall Yardımları ile tarım sektöründe hesapsız bir büyümenin içine girdik. Bu hesapsız ve plansız tarımsal büyüme yıllar sonra bugün tarım sektöründe üreticiden nihai tüketiciye kadar hepimize acı bir tokat gibi yansımış ve geciktirilmemesi gereken plan ve programlara olan ihtiyacın aciliyetini artırmıştır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Tarım sektörünün ihtiyacı olan reformların yapılabilmesi için doğru ve zamanında elde edilen sektörel bir bilgi ağı oluşturulması gerekmektedir. Ürünlerin bölgesel arz talep miktarları, olası iklim koşullarında olası hasat miktarlarının belirlenmesi, fiyat dengelerinin oturtulması ve ürün bazında nitelikli borsaların oluşturulması gibi öncelikli konuların gözden geçirilmesi gerekmektedir. Fiyata, üretim kapasitesine ve kalitesine dayalı verilere göre sağlıklı projelerin üretilmesi gerekmetedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;strong style="font-family: verdana;"&gt;Yanlış bir kanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Bununla birlikte genel yanlış bir kanıdan da kurtulmamız gerekiyor. Birçokları için tarım sektöründe  verimliliğin artması için aile işletmeciliğinden vazgeçip  endüstriyel üretime geçilmesi gerekiyor. Bu genel kanının aksine, Hollanda, Fransa, Japonya gibi tarımda uzmanlaşmış ülkelerde tecrübe edilmiştir ki bu tür üretimlerde kimyasal tarım ürünleri, fosil yakıt gibi ürünler kullanıldığı için hem ürünün kalitesi düşmekte hem de toprak zehirlenmektedir. Oysa üyelerini, oturmuş yasal düzenlemelerle koruyan kooperatif anlayışında, tarımda aile işletmeciliği yapan ülkelerin tarım sektörleri büyüdüğü gibi topraklarının verimi de etkilenmemektedir. Bu da elbette, kooperatiflerin aile işletmelerini nitelikli tarım ürünlerini kullanmaya teşvik etmesi ve yine çiftçileri zirai eğitimden geçirmesi ile mümkün olmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Tarım kooperatifleri konusunda ise Hollanda’da uygulanan tarzda bir yapıya ihtiyacımız var. Hollanda’da üretici kooperatifleri bütün tarım üretimini ve pazarlamasını gerçekleştiriyor. Ancak bunu da bütün kooperatiflerin güç birliği yapması ile gerçekleştiriyorlar.  Böylece çiçekten patatese kadar tüm üretim ve pazarlama tek bir çatı altında üretici kooperatiflerin katkısı ile gerçekleştiriliyor. Bunu yaparken de üretici, toptancı, perakendeci  ve ihracatçının karşılıklı ilişkilerini düzenleyen yasaları unutmamışlar. Bununla birlikte üreticiden nihai tüketiciye kadar  dağıtım kanalında yaratılan kalabalığın hem ürünün fiyatını etkilediğini hem de taşıma sırasında ürünün kalitesinin düşürdüğünü gördükleri için ülkemizdekinin aksine mümkün olduğunca az aracı ile dağıtımın yapılmasını sağlamışlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Yine bir diğer konu da, tarım ürününün kalitesinin artırılması için tarım sektöründe uzmanlaşmış ülkelerde bir ürünün defalarca aşı yada diğer yollar ile kalitesini artırıp en kaliteli tohumun tüm ülkede kullanılması sağlanırken bizde bu yerel kooperatiflerin çabaları ile ya da iktidardan iktidara değişen tarım politakaları nedeni ile verimsiz  gerçekleşmekte.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Ülkemizde tarım arazilerinin mülki yapısına batıdan doğuya doğru göz attığımızda, doğuya doğru tarım arazilerinin daha küçük ve parçalı olduğunu görmekteyiz. Nüfus ve demografik yapının da bir sonucu olsa da tarımda verimi artırmak için Türkiye’ye özgü bir miras kanunu ile verimli toprakların parçalanmasının ve tarım işletmelerinin küçülmesinin önüne geçilmelidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Ekonominin liberalleşmesi adı altında devletin tarım sektöründen çıkmaya başlaması büyük bir hatadır. Gelişimini tamamlayamamış Türk tarım sektörünün daha uzun yıllar devlet desteğini alacağı Et ve Balık Kurumu gibi KİT’lere ihtiyacı olacaktır.  Tarım ve hayvancılıkta tam olarak piyasa sistemi ve arz-talep sistemi oturmamış ülkemizde devlet piyasa düzenleyicisi olarak görevini devam ettirmek zorundadır. Günümüzde devletin vaktinden çok önce sektörden çıkmaya başlamasının ilk etkisini doğuda hayvancılığın bitme noktasına gelmesi ile görmekteyiz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Tarım sekötürü, IMF politikaları ve AB kriterleri arasında ayakta kalmaya çalışan bir sektördür. Küresel ısınma ve dünyada gelecek yıllarda yaşanacak su krizlerini düşünürsek ağır sanayi sektörleri kadar da önemli olacak bir sektör. Türkiye’nin tarım sektörünü ayağa kaldıracak ciddi önlemlere ve uzun yıllara dayalı tarım politikalarına ihtiyacı olduğu açıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ertürk Demirel / 13.02.2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-6761346759702083734?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/6761346759702083734/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=6761346759702083734' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/6761346759702083734'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/6761346759702083734'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/02/tarimda-acil-reform-ihtiyaci.html' title='TARIMDA ACİL REFORM İHTİYACI'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-1582534684066569286</id><published>2009-02-01T07:53:00.000-08:00</published><updated>2009-02-01T07:54:57.778-08:00</updated><title type='text'>“…Dolaştım mülk-i islamı bütün viraneler gördüm”</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;2008 ocak ayında, Amerikalı &lt;/span&gt;&lt;strong style="font-family: verdana;"&gt;Prof. Niall Ferguson&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;, Financial Times Gazetesi`nde yazdığı makalede &lt;/span&gt;&lt;strong style="font-family: verdana;"&gt;Osmanlı Devleti&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;’nin ağır borç yükü ile 19. yüzyılda iflasın eşiğine gelmesinin &lt;/span&gt;&lt;strong style="font-family: verdana;"&gt;ABD&lt;/strong&gt; için bir ders olması gerektiğini ve Amerikan ekonomisinin borç yükü nedeni ile yaşadığı sıkıntılardan bir an önce kurtulması gerektiğini yazmıştı. Tam olarak bir sene sonra, yaşadığımız ekonomik bunalımda Prof. Niall Ferguson’un söyledikleri Amerikalı ekonomistler için her zamankinden çok daha anlamlı geliyor olabilir. Bir kez daha görüyoruz ki tarih herkes için alınacak dersler ile dolu. &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Bu topraklarda yaşayan, binlerce yıldır üç kıtada devletler kurup kültürünü ikame eden bizler ise yüzyıllardır aynı ekonomik sorunların içinde kıvranıyoruz, çözümsüzlük üzerine siyaset yapıyoruz ve ülke ekonomisini yabancıların eline vermekten vazgeçemiyoruz. Tarihten ders alabilmek için tarihi her defasında tekrar ve tekrar hatırlatmak gerekiyor. Üretim eksikliği ve dış borç hastalığı ile tanışmamız İstanbul’un Fatih’i, Fatih Sultan Mehmed dönemi ile başlasa da iktisatçılar için milat Osmanlı-Kırım savaşı olmuştur. Abdulmecid’in “borç almamak için çok çalıştım, ama durum bizi borç almaya mecbur etti”, dediği ve 1854 Kırım Savaşı sırasında Osmanlı’nın tarihinde ilk dış borcu olarak tarihe geçtiği borç tutarı 3 milyon sterlindi. Borç, İngiltere ve Fransa’da Palmer ve Goldschimid isimli iki bankadan alınırken, &lt;a title="Kredi Haberleri" href="http://www.elitada.com/haber/index.php?s=kredi"&gt;kredi&lt;/a&gt; tutarının içinden 700 bin sterline de bankacılık masrafı ve borcun ilk taksidi olarak bu iki banka tarafından el konulmuştu. Sonuçta borcun tamamı savaş masrafları için kullanıldığından, borcu geriye ödeyebilmek için yeni bir borç tutarına daha gerek duyuldu. Her seferinde mevcut borcu ödeyebilmek için yeni borç aramaya başlayan, Devlet’i Aliye için hikayesi yüzyıllar süren ve Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Osmanlı borçlarının %67’sinin bizlere miras kaldığı bu borç sarmalı hikayesinin Osmanlı kısmı ancak 1951 yılında tüm Osmanlı borçlarının ödenmesi ile bitmiş ancak yeni bir borç sarmalı hikayesi Türkiye Cumhuriyeti’nde yazılmaya çoktan başlamıştı bile.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;strong&gt;Osmanlı Devleti&lt;/strong&gt; ilk borcu alışından yirmi bir yıl sonra yani 1875 de bir bildiri ile 5 yıl borçlarının sadece yarısını ödeyebileceğini ilan etmişse de 1876 yılında borçların geri ödemesini tamamen durdurmak zorunda kalmıştı. Bu karar ile Avrupa Devletleri Berlin Kongresi ile Osmanlı maliyesinin kontrolü için uluslararası bir kurul oluşturulması, 1881 de ise &lt;strong&gt;Düyûn-ı Umûmiye&lt;/strong&gt; idaresinin kurulmasını kararlaştırdılar. Komisyonda İngiltere, Fransa, Almanya, &lt;a title="Hollanda Haberleri" href="http://www.elitada.com/haber/index.php?s=hollanda"&gt;Hollanda&lt;/a&gt;, İtalya, &lt;a title="Avusturya Haberleri" href="http://www.elitada.com/haber/index.php?s=avusturya"&gt;Avusturya&lt;/a&gt;-Macaristan, Osmanlı Devleti ile Galata bankerlerinden birer temsilci mevcuttu. Düyûn-ı Umûmiye ile &lt;strong&gt;ipek, tütün, alkol, pul, balıkçılık ve tuzdan alınan vergiler&lt;/strong&gt; ile Bulgaristan, Doğu Rumeli ve Kıbrıs adasından alınan vergiler denetim altına alınıyordu. Tam bir ekonomik esaret altındaki Osmanlı Devleti elbette batı ülkelerine her türlü tavizi veriyordu.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Namık Kemal ile birlikte hürriyet ve tam bağımsızlık fikirlerini tüm yurda yayan Ziya Paşa (1825-1880) , o dönemin tüm bu perişanlık ve ekonomik esaretini şöyle dile getiriyordu:&lt;/p&gt; &lt;blockquote style="font-family: verdana;"&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm&lt;br /&gt;Dolaştım mülk-i islamı bütün viraneler gördüm&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Aradan geçen bunca zamanda bize ve gelecek nesillere nasıl bir ekonomi bırakıyoruz? Çok eskiye gitmeden, 24 Ocak kararları ile başlayan süreçte yani sadece 1980 yılından beri yaşadığımız ekonomik krizleri hatırlamakta fayda var. Meşhur Nisan Kararları, Asya Krizi, Rusya Krizi, Şubat krizi ve en son 2008 finansal kriz. Neredeyse 3-4 senede bir ekonomik krizler ile mücadele ettik. 2001 yılına kadar büyümek için kamu harcamalarını ve kamu açığını kullanırken 2001 yılından sonra büyümek için borçlananın artık kamu değil özel sektör olduğunu ancak 2008 finansal krizi ile görebildik. Devlet harcamaları kamu açıklarını kapatmak için azalırken, özel sektör geçen yıllarda haklı olarak yeni yatırımlar için daha fazla borçlanmak zorunda kaldı. Nakit sıkıntısı çekenler yada daha kârlı sektörlerde yer almak için yıllardır içinde yer aldığı sektörlerden ayrılmak isteyenler ise bu sanayi veya hizmet şirketlerini yabancılara satmak zorunda kaldı. Diğer taraftan devlet ise her sene vadesi gelen borçları veya faizleri ödeyebilmek için kamu kuruluşlarını satmak zorunda kaldı. Sadece son 5-6 senede neleri, hangi değerlerimizi kaybettik? Türk Telekom, Limanlar, Cep telefonu operatörleri, Finansal kuruluşlar, Petkim, medya kuruluşları, büyük sanayi şirketleri gibi bir çok yapı yabancıların eline geçerken halkımızın yavaş yavaş sadece üzerine yüklenen dış borcu ödeyebilmek için çalıştığı bir ülke haline geldik. Tüm stratejik ve önemli kuruluşlarda söz hakkımızın kalmadığı bir ülke konumuna düşürüldük. Sadece 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda gazetelerdeki kutlama reklamları veren şirketlere bile baktığımızda çoğunun bir zamanlar yerli olan ama artık yabancı şirketlerin elinde olan büyük sanayi ve hizmet şirketleri olduğunu görmek bile bizleri bir kez daha düşündürüyor olması gerekiyor.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Devletin alkol veya tütün satışında yer almaması, şans oyunlarına aracılık yapmaması gerektiğine katılabilir ve devletin ekonomik yapısının liberal değerler üzerine oturtulması gerektiğini haklı olarak söyleyebiliriz. Ancak Rusya, Fransa ve ABD gibi ülkeler enerji, &lt;a title="finans haberleri" href="http://www.elitada.com/haber/category/ekonomi-finans"&gt;finans&lt;/a&gt;, telekom gibi stratejik kurumlarının yabancıların eline geçmesini engellemek için yasalar çıkartırken bizlerin bu kadar gönüllü olmasını da hiç bir liberal değerin içine oturtamıyorum. En son ÖİB Başkanı Kilci bir açıklama yaparak, HalkBankası, Botaş, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu ve Türkiye Kömür İşletmeleri’nin dahi özelleştirilebileceğini belirtti. Gerçekten merak ediyorum:&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;strong&gt;* HalkBankası ve diğer kamu bankaları özelleştirilirse hazineye kim borç verecek? Esnaf ve zanaatkarlar, çiftçiler ucuz maliyetli ve uygun vadeli kredileri nereden temin edecek?&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;strong&gt; * Botaş bugün Türkiye’den geçen boru hatlarını kontrol ediyor. Botaş’ın özelleştirilmesi ile Türkiye’nin tüm doğalgaz ve petrole dayalı enerji yönetimini de devretmiş olmayacak mıyız? &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;strong&gt; * Tüm bu özelleştirmeler ile birlikte Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’nun orduya sağladığı destek ve Türkiye Kömür İşletmeleri’nin santrallere sağladığı kömür yabancılara geçmesi ile birlikte iktidara gelenler neyi yönetecekler? Ülkeyi mi yönetecekler yoksa dış borçların ödenmesini sağlamak için halkın üretimden kopartılıp boyun eğmesini mi?&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Atlantik’in öte yakasında, Amerikalı Prof. Niall Ferguson, ülkesinin Osmanlı tarihinin geçmişinden ders alması gerektiği uyarsında bulunurken biz yüzyılardır niye iktisat tarihimizde aynı ekonomik sorunlarla uğraşıyoruz? Yüksek &lt;a title="enflasyon haberleri" href="http://www.elitada.com/haber/index.php?s=enflasyon"&gt;enflasyon&lt;/a&gt;, yüksek borç yükü, sürdürülemeyen büyüme bir hastalık gibi yakamıza yapışıyorken belli ki yıllar değil yüzyıllardır iktisat tarihimizde bir çok şeyi yanlış yapmış, ders çıkaramamışız.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Ancak buna şaşırmamak gerekiyor. Dokuz sene sonra bile hâla ’99 depreminin bile yaralarını saramamış ve olası depreme karşı önlemler alamamışken belki de buna da şükretmeyi öğrenmeliyiz!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ertürk Demirel&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;26.01.2009&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-1582534684066569286?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/1582534684066569286/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=1582534684066569286' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/1582534684066569286'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/1582534684066569286'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/02/dolastm-mulk-i-islam-butun-viraneler.html' title='“…Dolaştım mülk-i islamı bütün viraneler gördüm”'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-574313708851167510</id><published>2009-02-01T07:51:00.000-08:00</published><updated>2009-02-22T01:07:47.309-08:00</updated><title type='text'>BARTER SİSTEMİ VE EKONOMİK KRİZDE ANLAMI</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: verdana;font-family:verdana;" &gt;Bu makale Dünya Gazetesi'nde 27.01.2009 tarihinde yayınlanmıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.dunya.com/haber.asp?id=34991&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylül ortasında Lehman Brothers’ın iflası ile dünya &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana;" title="finans haberleri" href="http://www.elitada.com/haber/category/ekonomi-finans"&gt;finans&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;font-family:verdana;" &gt; piyasaları domino etkisi ile bir biri ardına çöküşler yaşamaya, ekonominin kaleleri ise birer birer düşmeye başladı. Amerikan konut piyasası ile başlayan Amerikan Ekonomik Kriz’i, kısa süre içinde Küresel &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana;" title="finans haberleri" href="http://www.elitada.com/haber/category/ekonomi-finans"&gt;finans&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;font-family:verdana;" &gt; ve Likidite krizi haline geldi. Bir anda &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana;" title="finans haberleri" href="http://www.elitada.com/haber/category/ekonomi-finans"&gt;finans&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;font-family:verdana;" &gt; piyasalarında milyarlarca dolar eridi, mali kaynaklar yok oldu. &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana;" title="finans haberleri" href="http://www.elitada.com/haber/category/ekonomi-finans"&gt;finans&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; piyasasında yaşanan bütün bu çöküşler ve likidite darlığı ise özel sektöre derin bir darbe vurdu ve bu da yeni işsiz orduları yaratmaya başladı. Tüm bu kriz süresince, bizler tüm dünyada hükümet yetkililerinin ve ekonomi kurmaylarının can alıcı önlemlerini hayata geçirmesi beklentisi ile yaşadık ve geç de olsa krizin yangının kontrol altına alınmaya başladığını gördük. Ama bugün görüyoruz ki yangın hâla orada. Ve söndürülmeyi bekliyor. &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Önlem paketleri ard arda açıklanırken, kapitalizm paranın yarattığı bir kültür olarak köklerini inkar etmekten vazgeçmedi. Oysaki daha henüz para icat edilmeden önce de ilkel piyasalar ve dolayısı ile bu ilkel piyasaların kendine has krizleri vardı. Tüccarlar daha para icat edilmeden önce ticaretlerini karşılıklı mal alış verişi ile gerçekleştiriyorlardı. Her iki taraf da elindeki malın değeri kadar karşı tarafa mal veriyor bu şekilde ticaret tamalanıyordu. Bugün liberal ekonomilerde de uygulanmaya devam eden bu sisteme biz BARTER SİSTEMİ diyoruz. Kapitalist sistemin gerçekliğini, paranın gücünü ve liberal ekonomik değerleri reddetmeden, ekonomilere, özellikle kapasite fazlalığının ve likidite darlığının yaşandığı dönemlerde piyasalara büyük kolaylıklar sağlıyor BARTER SİSTEMİ. 2008 yılının son çeyreğine girerken hızla azalan tüketim ve kapasite fazlası ile karşılaşan ekonomik birimler likidite darlığının da yaşanması ile hem hammade ve mamül almakta zorlandılar hem de ellerindeki malları satamamaya başladır. The Economist dergisinin 2010 yılında dünya ticaretinin %50’sin barter ile yapılacağı iddiasını hem de bugünkü ekonomik koşulları ele alırsak barter sistemini daha derinden incelemekte fayda var.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Barter sistemi, organizatör bir şirket aracılığı ile ve çoklu takas yöntemi ile geliştiriliyor. Organizatör şirket, barter şirketi sıfatı ile firmaları karşılıklı takasa davet ediyor. Firmaların takasta kullanacağı mal ve hizmetin kalitesi ve piyasa değerleri tespit ediliyor. Daha sonra da arz ve talebe göre mal ve hizmet arz eden ve talebi olan firmalar karşılaştırılarak ortak bir Pazar oluşturuluyor. Böylece piyasada mmal ve hizmet takası nakit döngüsü olmadan sağlanmış ve firmaların atıl kapasiteleri de kullanılmış oluyor. Burada esas olan elbette iki tarafın da çıkarlarının gözetilmesi oluyor. Her şeyden önce mal veya hizmetin kalitesi ve teslim şartlarının alıcı ve satıcı tarafından belirlenmesi gerekiyor. Rekabet ortamının, dengeleri bozmayacak ve aynı ürünü sunan diğer firmaları zarar ettirmeyecek şekilde olması gözetiliyor.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Bugün dünya ticaretinin %40’ı barter sistemi ile yapılmakta. Amerikada’ ise 400 mia dolarlık iş hacmi ile 500 barter firması 500.000 üye ile barter ticareti yapmakta. Rakamlarla büyüklüğü ispat olan bu piyasada barter kuruluşları Avrupa’da IRTA Europa çatısı altında birleşmişler ve barter sisteminin kıtaya yayılmasını sağlamışlar.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Türkiye’de barter sistemi ile ilgili ayrı bir mevzuat yok. Bu tür işlemler Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu’na tabî. İşlemler Borçlar Kanunu’na istinaden düzenlenen sözleşmeler ile yapılıyor. Her türlü işlemlerde de her iki tarafın hakları Ticaret ve Borçlar Kanunu’nda gözetiliyor.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Özellikle ekonominin daraldığı dönemlerde sistem firmalara nakitsiz finansman sağlaması, rekabetin zararlı etkilerinden sistemdeki firmaları koruması, atıl kapasitenin eritilmesi, alacak riskinin ortadan kaldırılması, mal ve hizmet alımlarında faiz kadar tasarruf sağlaması gibi fırsatlar sağlıyor.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Ayrıca barter sistemi, firmalar için barter çeki ve barter kredisi gibi farklı ürünler de sunuyor. Gelir İdaresi Başkanlığı, İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, Mükellef Hizmetleri Tahsilat Grup Müdürlüğü’nün barter çekleri ile ilgili 6183 sayılı kanunun 79. Maddesine göre açıklaması şöyle: “Barter çekleri, üyelerin aralarında yaptığı barter alışverişlerinin ispatı ve hesaplanması için gerekli olan ve gerçekleşen barter işlemlerinde alıcı ve satıcı tarafından imzalanıp, kaşelenen ve yetki kodu (Barter sisteminde satıcı firmanın, mal veya hizmetini satın alacak firmanın sistemdeki kredibilitesinin uygunluğu için barter şirketinden aldığı “satabilirsin” emrine denir.) alınması ile hüküm doğuran barter sistem basılı evrakıdır. Söz konusu belge Ticaret Kanunu hükümlerine göre düzenlenen bir borç belgesi değildir. Sadece mal veya hizmetin alındığını göstermekte ve satıcı söz konusu çekte yer alan tutar kadar barter sisteminden alacaklı olmaktadır. Alıcı bu belge ile satıcıya borçlu duruma düşmemektedir. Satıcı bu belge ile sistemden alım limitini artırmakta veya dengelemektedir. Malı satın alan firma satıcıya değil sisteme borçlanmaktadır”. Barter kredisi ise firmalara verilen mal ve hizmet kredisidir. Firmalar, mal ve hizmeti barter sisteminde satın alırlar ve bedelini ürünleri belirlenen vade sonunda nakit olarak öderler.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Ekonominin sürdürülebilir büyümesi yönünde alınan önlemlerin kalıcı olması elbette önemli. Ancak bu önlemler geçmişte kullanmış olduğumuz yöntem ve teyamüllerle sınırlı olursa ancak sınırlı faydalar sağlamış ve geçmişin hatalarından ders almamış oluruz. Alacağımız önlemler ekonominin bize sunduğu tüm nimetlerden yararlanmayı gerektiriyor. Barter sistemi de ekonomisi yavaşlayan ve likidite sorunu olan bir ülke için çeşitli fırsatlar sunabilir. Değerlendirmek ve mevcut sistemi geliştirmek gerektiğine inanıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Ertürk Demirel&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;21.01.2009&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-574313708851167510?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/574313708851167510/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=574313708851167510' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/574313708851167510'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/574313708851167510'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/02/barter-sistemi-ve-ekonomik-krizde.html' title='BARTER SİSTEMİ VE EKONOMİK KRİZDE ANLAMI'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-9147800402926793422</id><published>2009-01-20T14:04:00.001-08:00</published><updated>2009-01-20T14:05:02.800-08:00</updated><title type='text'>Doğru sorular doğru cevapları getirecektir.</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Geçtiğimiz günlerde yaşanan ekonomik kriz ile ilgili&lt;/span&gt;&lt;strong style="font-family: verdana;"&gt; İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Mezunlar Derneği ( İFMED )&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; önderliğinde ve TÜRMOB’un evsahipliğinde önemli bir konferans yapıldı. Konusu  &lt;/span&gt;&lt;strong style="font-family: verdana;"&gt;“Küresel ve Mali Krizin Türkiye’deki Etkileri”&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; olan konferansın konukları, Ekonomiden Sorumlu Eski Dönem Devlet Bakanı ve şimdiki TÜRMOB (Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşaviirliği Odaları Birliği ) Başkanı Dr. Masum Türker, Eski Dönem Devlet Bakanı ve şimdiki Finansbank Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Mustafa Aysan, İstanbul Ticaret Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Kerem Alkin ve Demokrat Parti Genel Başkanı Süleyman Soylu’ydu. Geniş bir katılımcı yelpazesine konuşan konuşmacıların hem deneyimleri hem de renkli kişilikleri salondaki herkesi mest etmiş olsa gerek konferans öngörülenden bir buçuk saat daha uzun sürdü.&lt;/span&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Tüm konuşmacıların hocam diye tabir ettiği ve hem deneyimi hem de ekonomi hayatımıza kazandırdığı nitelikli insanlar nedeni ile hocaların hocası ünvanını hak eden Mustafa Aysan, krizin daha çok mali tablolarda yapılan oynamalar ve muhasebecilerin özellikle ABD ve Avrupa’daki etik olmayan davranışları nedeni ile görülen etkilerinden bahsetti. Biliyorsunuz tüm dünyada kabul görmüş muhasebe ilkeleri vardır. Bu Uluslararası Muhasebe Standartları adını taşır. Bir de o ülkeye ait Muhasebe İlkeleri ve Kuralları vardır. Dünyanın, ABD’de yaşanan Enron ve Arthur&amp;amp;Anderson skandalı ile ders çıkardığını düşünen bizler son küresel krizde zehirli kağıtlar ve şirketlerin şişirilen aktif büyüklükleri nedeni ile benzer sebeplerden yeni bir kriz ile mücadele etmek zorunda kaldık. Prof. Dr. Mustafa Aysan, hayatı boyunca bir çok krizle mücadele etmek zorunda kalmış bir idareci aynı zamanda. Geçmişten aldığı dersler özellikle şirketlerin mali tablolarında ve denetimlerinde kurallara belirli bir disiplin içinde uyulması gerektiğine inanan biri. Konuşmasında gerekirse bunun için şimdikinden daha katı ulusal ve uluslararası denetim ve muhasebe kuralları koyulması gerektiğini belirtti. Yakın geçmişte anayasaya enflasyonla mücadele için de bir yasa koyulmasını da isteyen Mustafa Aysan’ın düşünceleri gördük ki krizin derinleşmesi ile daha da bir anlam kazanıyor.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Dr. Masum Türker ise konuşması boyunca bakanlığı süresince yaşadıklarını ve deneyimlerini paylaştı dinleyenlerle. Ağustos 2002 yılında Devlet Bakanı Kemal Derviş’in istifasının ardından göreve getirilmiş seçimlere kadar ekonomiyi belli bir mali disiplin içinde ve seçim ekonomisine sokmadan teslim etmeyi başarmıştı. Konuşması sırasında kısa süren bakanlığı süresince IMF politikalarının ekonomiye verdiği zararlardan ve ekonomik krizlerin siyasi sebeplerini kendi deneyimleri çerçevesinde anlattı. Krizin ardından Kemal Derviş’in uyguladığı Ekonomik Program, sadece kamu borçların sürdürülebilir geri ödemesinin sağlanması ve mali disiplininin devamı niteliğindeyken, Masum Türker söz konusu programın hem sanayide hem de tarımda üreticiyi ihmal ettiğini, üreticiyi ve ihracatçıyı koruyan maddelerden yoksun bir ekonomik program olduğunu belirtti. Uygulanan ekonomik program ile yüksek faiz rakamları ve dalgalı kur piyasası ile sıcak para satılmak zorunda kalırken ekonomik büyümenin sürdürülebilmesi için 216 mia dolar olan kamu borcu 2007 senesi sonunda iki katına çıktı.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Kerem Alkin, konuşmasını krzden sonra neler yaşanacağı ve neler yapabileceğimiz üzerine kurmuştu. Ekonomik krizin etkilerinin azalmasından sonra dünyanın enerji kaynakları nedeni ile siyasi sorunları daha derinden hissedeceğini ve sanayi kirliliğin yeni sektörleri oluşturacağından bahsetti. Ayrıca kendisinin ilginç bir öngörüsü de krizin 2010 yılında etkisini kaybettirmesinin ardından 5 yıl içinde hepimizin yeni bir ekomoik krizi konuşuyor olacağımızdı. Yaşadığımız kriz için alacağımız tedbirlerin orta vadede yeni krizleri tetikleyebileceği uyarında bulunurken bugün alacağımız tedbirlerin ileride bizlere sorun yaşatmaması gerektiğini de belirtti.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Demokrat Parti Genel Başkanı Süleyman Soylu henüz çiçeği burnunda bir genel başkan. Partinin köklerini ve şu an ki durumunu karşılaştırdığımızda işinin gerçekten çok zor olduğunu belirtmekte fayda var. Hem partinin köklü tabanı hemde diğer partilere kayan seçmenleri aslında kendisinden çok şey bekliyor. Açılış konuşması sırasında kendisini ve partisinin krize bakış açısını anlatma fırsatı buldu. En çarpıcı söylemi ise IMF’nin geçmişte uyguladığı yanlış politikalara rağmen şu an Türkiye’nin IMF’siz yapamayacağıydı. Türkiye’nin artan likidite ihtiyacı ve artan cari açığı göz önüne alırsa, IMF en kısa yoldan para kaynağı olarak görünüyor. İktidarlar likidite sorununu çözecek ekonomik formüller üretmediği sürece her zaman yeni IMF anlaşmaları olacaktır. Süleyman Soylu’da yakın tarihte yapılan ekonomik hataların şimdi yine IMF ile ödenmek zorunda olduğunu belirtirken haklıydı belkide.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;Son olarak şunu belirtmekte fayda var. Tüm konuşmacılardan çıkardığım izlenim, Türkiye’nin kaynaklarının kullanılamadığı yönünde. Türkiye ise kaynaklarını kullanmak için, özelleştirmelerle dış kaynaklı firmaları ülkemize çekip sonra yerli üreticinin cesaretini kırarak, yabancılara verilen teşviklerle yerli sermayenin rekabet edemeyeceği ekonomik ortamlar yaratmak sadece bize zarar verir. Önemli olan soru sadece &lt;strong&gt;krizden nasıl çıkacağımız&lt;/strong&gt; sorusu değil, aynı zamanda &lt;strong&gt;hangi önlemlerin gelecekte yeni krizleri yaratmayacağı&lt;/strong&gt; olmalı.&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;strong&gt;Doğru sorular doğru cevapları getirecektir.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana;"&gt;&lt;strong&gt;Ertürk Demirel&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-9147800402926793422?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/9147800402926793422/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=9147800402926793422' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/9147800402926793422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/9147800402926793422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/01/doru-sorular-doru-cevaplar-getirecektir.html' title='Doğru sorular doğru cevapları getirecektir.'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-3924363573659567042</id><published>2009-01-10T07:28:00.000-08:00</published><updated>2009-01-20T14:03:31.080-08:00</updated><title type='text'>Tzipi Livni’nin Listesi</title><content type='html'>&lt;p  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Geçtiğimiz ağustos ayında Filistin’in dünyaca ünlü şairi, 2003 yılı Uluslararası Nazım Hikmet Şiir Ödülü sahibi, Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü aldığı 2006 senesinde Nobel Edebiyat Ödülü adaylarından Mahmud Derviş sessiz sedasız hayatını kaybetti.  Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ölüm haberini, &lt;b&gt;“Filistin halkı, Arap &lt;span style="color:black;"&gt;ve &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İslam&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt; dünyasına, barış ve özgürlük seven herkese Filistin’in yıldızının kaybolduğu haberini vermek, yüreğime ve ruhuma büyük bir acı yüklüyor”&lt;/b&gt; sözleriyle duyurdu. Hayatı kaderini paylaştığı ulusu ile hiç bir zaman ayrılmadı. 1948 yılında köyü Arap-İsrail savaşında saldırıya uğrayınca ailesi ile göç etmek zorunda kaldı. Gençliğinde yazıları nedeni ile İsrail askerileri tarafından tutuklanan şair, 1970 yılında İsrail tarafından sürgün edilmişti.  Mahmud Derviş bundan sonra yazılarına Arap ülkelerinde sürgünde yaşayarak devam edecekti. Şair, &lt;b&gt;“Filistinli Sevgili”&lt;/b&gt; adlı şiirinde halkına şöyle sesleniyordu:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;  &lt;/span&gt;&lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:13;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ve ant içerim ki,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;  &lt;/span&gt;&lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:13;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;bir mendil işleyeceğim yarına kadar,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;  &lt;/span&gt;&lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:13;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;gözlerine sunduğum şiirlerle süslü&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;  &lt;/span&gt;&lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:13;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;ve bir tümceyle, baldan ve öpücüklerden tatlı:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;  &lt;/span&gt;&lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:13;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;"Bir Filistin vardı,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;  &lt;/span&gt;&lt;p  style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;font-family:georgia;"&gt;&lt;span style="font-size:13;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;bir Filistin gene var!"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;  &lt;/span&gt;&lt;p  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;  &lt;/span&gt;&lt;p  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mahmud Derviş, yıllarca Filistinliler’in yaşadıklarını, duygularını yirmi altı farklı ülkede yayınlanan şiirleri ile anlatmaya çalıştı. Bugün Filistin’de yaşananlar, tüm diplomasi yorumlarını, siyasal tartışmaları ve bilindik uluslararası tahammülleri anlamsız kılıyor gibi görünse de yüzyıllarca bu topraklarda dini ideolojilerin biriktirdiği nefret, politik arzuların doyumsuzluğu, kan ve ölüm, her zamankinden daha çok duyarlı olmayı ve inadına sağ duyuyu gerektiriyor. Her zamankinden daha yüksek sesle, insani hatalarımız ve günahlarımızla bölgedeki sorunları açıkça dile getirmemiz gerekiyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;  &lt;/span&gt;&lt;p  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Saldırının ilk gününden beri düşünüyorum. Hangisi daha şaşırtıcı olabilir? Barış görüşmeleri yapıldığı sırada İsrail’in düzenlediği saldırı mı yoksa saldırıya El Fetih’in anlamlı bir şekilde geç gelen tepkisi mi? Belki de Filistinli sivil halka kadar inen saldırıların ardından bir çok ülkenin samimiyetsiz bir şekilde diplomatik kazançlar elde etmek için barış görüşmeleri yapmaya çalışması?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;  &lt;/span&gt;&lt;p  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;El Fetih’in yeni lideri Mahmud Abbas 2005 yılında Filistin Yönetimi Başkanlığı’na süresi 9 Ocak 2009’da dolmak üzere seçildi. Ancak Mahmud Abbas, seçim yasasındaki,” Başkanlık seçimi ve genel seçimler bir arada yapılır” yolundaki bir maddeye dayanarak,  görev süresinin, parlamento seçimlerinin olacağı 2010 yılına dek geçerli olduğunu iddia ediyor. 1996 yılında ilki gerçekleşen genel seçimler, İsrail işgali ve çeşitli güvenlik sorunlarının devam etmesi sebebi ile ertelenmiş ve ancak Ocak 2006 yılında yapılmıştı. Seçimlerde Hamas süpriz bir şekilde yüzde altmış oranında oy alarak 132 sandalyeli mecliste 76 vekillik kazandı. 2006 yılından beri Mahmud Abbas’ın Ocak 2009 da görev süresinin dolup koltuğunu bırakacağını düşünen Hamas, Abbas’ın İsrail ile olan barış görüşmeleri nedeni ile 2010 yılına kadar görevinde kalmak istediğini dile getirmesi ile tepkisini sokaklarda yapılan mitingler ve çatışmalarla açıkça gösterdi. Hamas sözcüsü Fevzi Barhum, 11 Kasım 2004 yılında Arafat’ın ölümü ile boşalan göreve atanan Mahmud Abbas’ın talebine açıkça tepki gösterdi ve FKÖ’nün artık Filistin halkını temsil etmediklerini belirtti. Hükümette yer alan bakanlıklara yapılan atamalar, içişleri bakanının yetkilerinin azaltılması, İsrail’in İran destekli Hamas’a karşı El Fetih’i maddi olarak desteklediğinin ortaya çıkması, 750 milyon dolarlık dış borç ve mevcut iktidar çatışmaları varlık mücadelesi içindeki Filistin’de iktidarın iki aktörünün arasının açılmasına ve hükümette çift başlı bir görüntü çizilmesine sebep oldu. Şimdi sormak gerekiyor, İsrail yüzlerce sivilin yaşamı pahasına siyasi olarak ikiye bölünmüş görünen bu devlette hangi tarafı vurdu?  El Fetih’i mi Hamas’ı mı? El Fetih’in, “ El Fetih ya da Hamas fark etmez biz biriz” şeklinde geç gelen demecine kadar bu İsrail için Hamas’a düzenlenen bir saldırıydı. Muhtemelen İsrail, Hamas’ı vurarak hem İran’a aba altından sopa göstermeyi hem de Mahmud Abbas’ı en büyük rakibinden kurtararak barış görüşmelerinde elinde koz bulundurmayı amaçlıyordu. Eğer öyleyse bu savaştan en kârlı çıkan İran’ın, sadece etkisi altındaki Hizbullah ve Hamasla bile İsrail’i ne kadar tedirgin edebildiğini gördükçe memnuniyeti artıyordur. Filistin’de ise İsrail’in düşüncesinin aksine El Fetih ile Hamas halklarına rağmen şimdilik daha fazla ayrı düşemeyeceklerini anlamış olmalılar ki birlik mesajları veriyorlar. Asıl tehlikenin boyutu bundan sonra, İran’ın bölgede Lübnan, Filistin ve Afganistan’da nasıl bir politika izleyeceği belli olduktan anlaşılacak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;  &lt;/span&gt;&lt;p  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yeni yılla birlikte başlayan İsrail saldırıları ile birlikte gerçekleştirilmeye çalışılan barış görüşmeleri ise sadece Türkiye için değil Fransa ve ABD içinde tam bir  fiyasko denebilir. Türkiye büyük uğraşlar ve yoğun diplomasi trafiğinin ardından 47 yıl sonra BM Güvenlik Konseyi’ne seçildi. Öyleki geçtiğimiz yaz Afrika-Türkiye Zirvesi ile Afrikalı ülkelerden oy istendi,  BM tarafından soykırımla suçlanan Sudan Devlet Başkanı El Beşir cumhurun reisi ile aynı masada yer aldı. Tam da Türkiye’nin görev süresinin başladığı 1 Ocak 2009 tarihinde, Türk Dışişleri İsrail saldırısı ile karşı karşıya kaldı. BM Güvenlik Konseyi’nde bugüne kadar İsrail aleyhine verilen tüm metinler ABD tarafından veto edildi. İsrail’in son saldırısı ile birlikte sivillerin de hedefte olduğu anlaşıldığında, BM Güvenlik Konseyi üyelerinin ilk tepkisi merak ediliyordu. Herkes gibi bende, ABD’nin veto edeceğini bile bile Türkiye’nin bir karar metni sunmasını beklerken bu cesur hareketi Libya temsilcisi gerçekleştirdi. Türk Dışişleri, BM Güvenlik Konseyi’nde daha ilk karşılaştığı uluslararası sorunda veto yemek istememiş olabilir. Eğer öyleyse bu, sorunu tamamen diplomatik kazançlar üzerinde düşünen ve insanca bir yaklaşımı, açık bir tepkiyi dile getiremeyen bir duygu yoksunluğu olur ki bu bir çok açıdan bağımız olan Filistinliler’e karşı olan görevimizi yerine getiremediğimizi gösterir. Eğer böyle bir zamanda Türkiye Güvenlik Konseyi’nde sesini yükseltemeyecekse ne zaman yükseltecek? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;  &lt;/span&gt;&lt;p  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Makale boyunca İsrail Hükümet’inin yaptığı insanlık dışı saldırılara pek az yer vermiş olmam bu saldırılarda İsrail’i birazcık dahi haklı görmemden değil aksine artık bölgedeki sorunun, İsrail’in bizzat mücadele ettiği Hizbullah gibi bir terör örgütü anlayışı ile sivil asker demeden insanları öldürmeye başlamasından ve ümidimin İsrail’den yana kalmamasındandır. İsrail hükümetinin Hamas’ın saldırılarından canı yanmış olabilir. Ama hiç bir şey yüzlerce sivilin öldürmeyi, şehirlerin, okulların üstüne bombalar yağdırmayı haklı göstermez. Yahudi soykırımını anlatan Piyanist, Schindlerin Listesi gibi filmleri düşündükçe merak ediyorum, gelecek kuşaklara hangisini miras bırakacağız? Piyanist veya &lt;b&gt;Schindlerin Listesi&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;’ni&lt;/b&gt; mi yoksa İsrail’in son marifeti olan &lt;b&gt;Tzipi Livni’nin Listesi’ni&lt;/b&gt; mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ertürk Demirel&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span style=";font-family:Times New Roman;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;07.01.2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-3924363573659567042?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/3924363573659567042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=3924363573659567042' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/3924363573659567042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/3924363573659567042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/01/tzipi-livninin-listesi.html' title='Tzipi Livni’nin Listesi'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-2710210228315922785</id><published>2009-01-04T13:32:00.000-08:00</published><updated>2009-01-04T13:33:05.929-08:00</updated><title type='text'>NABUCCO PROJESİ VE İPOTEK ALTINA ALINAN GELECEĞİMİZ</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB), 4951 Sayılı Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak 25.12.1963 tarih ve 4-400 Sayılı dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in onayı ile kurulmuştur. 3154 Sayılı Kanun'a göre Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın kuruluş amacı; &lt;b style=""&gt;enerji ve tabii kaynaklarla ilgili hedef ve politikaların, ülkenin savunması, güvenliği ve refahı, milli ekonominin gelişmesi ve güçlenmesi doğrultusunda tespitine yardımcı olmak; enerji ve tabii kaynakların bu hedef ve politikalara uygun olarak araştırılmasını, geliştirilmesini, üretilmesini ve tüketilmesini sağlamaktır.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;Bu ülkede her bir vatandaş, tüm demokratik ülkelerde olduğu gibi vergisinin nasıl kullanıldığını,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;nereye harcandığını bilmek ve seçtiği yöneticilerin faaliyetlerini takip etmek ister. Bu demokrasilerde görülen sivil denetim mekanizmasının da bir gereğidir. Dolayısı ile bizler, birey olarak doğrudan yada Sivil Toplum Kuruluşları aracılığı ile dolaylı olarak bizi yönetenlerin kaynaklarımızı ne kadar verimli kullanabildiğine dair sorular sorma ihtiyacı duyuyoruz. Bugünlerde Enerji Bakanlığı’nın kamuoyunda en çok karşılaştığı sorulardan biri ise, halkın vergileri ile geleceğe yatırım yapılacak olan Nabucco Projesi ile ilgili. Söz konusu proje için yapılacak anlaşmanın, yukarıda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın kuruluş amaçlarına daha doğrusu milli menfaatlere ne kadar paralel olduğunu yüksek sesle tartışıyor olmamız gerekiyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;Yüzyılın projelerinden biri olarak takdim edilen proje ile ilgili detaylara girmeden önce, kısa bir hatırlatma yapmak gerekiyor. Projenin isim babası,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Babil Kralı II. Nabuccodonosor &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;M.Ö. 500’lü yıllarda yaşamış büyük bir kraldı. Avusturya’nın İtalya’yı işgali sırasında Giuseppe Fortunino Francesco Verdi (Parma, 1813-Milan 1901) tarafından Kral Nabucco’nun dönemini anlatan, M.Ö. 586 yılında Kudüs’te ve Babil’de yaşanan, tarihte “Babil Esareti” diye bilinen dört perdelik Nabucco operası yazılmış: Aşk, entrika, savaş ve mücadele!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;İçinde yaşadığımız coğrafyaya bakınca hiç de yabancı olmadığımız bir senaryo aslında. 2008 yılında Rus-Gürcü Savaşı, 2006 yılında Ukrayna seçimlerine kadar giden Rus-Ukrayna siyasi entrikaları, Azerbaycan-Ermenistan ikilisinin Dağlık Karabağ mücadelesi, Azerbaycan-Türkmenistan Devletlerinin Hazar Denizi altındaki doğal kaynaklar nedeni ile yaşadığı siyasi sorunlar, Irak’da yaşanan işgal, İran’ın doğal kaynaklarına&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;rağmen tehcir edilmeye çalışılması, İsrail-Filistin arasında yoğunlaşan savaş hali ve bölgede hızla artan terörist unsurlar. Sadece Türkiye’nin doğrudan müdahil olduğu siyasi sorunları bir yana bıraktığımızda dahi bizim sınılarımız dışında ne kadar ciddi sorunların olduğunu görmek ürkütücü elbette. Tüm bu sis perdesinin içinde yapılmaya çalışılan, birbirlerine hiç de güvenmeyen bu devletler arasında hepsini ikna edecek ve hepsini tatmin edecek petrol ve doğalgaz boru anlaşmaları yapmak.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;Öyle görülüyorki yapılacak anlaşmalardan biri ilginçtir bir ülkenin yönetimini memnun ederken, halkı arasında huzursuzluk yaratıyor. Bu ülke elbette Türkiye ve anlaşmanın adı ise Nabucco Projesi! 2007 ve 2008 yıllarında bununla ilgili iki soru önergesi verilmiş durumda.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;İlki CHP Adana Milletvekili Hulusi Güvel tarafından, 13.12.2007 tarihinde verilen soru önergesidir ( 1082 sayılı ) ve Sayın Hilmi Güler’e üç soru sorulmuştur:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;1.Günlük bir milyon varil petrol taşıması planlanan Samsun-Ceyhan Boru hattı için ilgili ülkelerle yapılmış bir dolum anlaşması var mıdır?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;2. Avrupa’ya Hazar doğalgazını taşıması planlanan Nabucco doğalgaz boru hattı için ilgili ülkelerle yapılmış bir dolum anlaşması var mıdır?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;3.Eğer bu iki hat için yapılmış dolum anlaşmaları yok ise bu durum Türkiye’nin enerji vizyonu açısından nasıl değerlendirmektesiniz? Bir strateji yanlışlığından söz edilebilir mi?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;Bölgedeki tüm petrol ve doğalgazı taşıyacak bir geçiş ülkesi olmak gibi bir hayal açıkçası çok da akıllıca görünmüyor. Çünkü, Rusya, Trans Hazar Anlaşması ile Kazakistan ve Azerbaycan’ın sağlayacağı ve hattan geçirecekleri tüm doğal gazını alacağını tahahhüt eden anlaşmayı imzaladı. Yani Rusya doğalgaz ihraç ederken doğal olarak önce pahalı aldığı enerjiyi satmaya çalışacak daha sonra maliyeti daha düşük olan kendi topraklarından çıkan doğalgazı satacaktır. Biz ise iki boru hattı ile hem Rusya’nın Azerbaycan ve Kazakistan’dan aldığı kaynağı dolaylı yoldan almaya çalışacağız hem de Nabucco ile aynı kaynağı doğrudan daha ucuza almaya çalışacağız. Tabii ki fiyatlamada ikisinin ortalaması alınarak hem Türk hem de Avrupalı tüketicilere yansıyacak gibi görünsede aslında sadece Türk tüketicilerine yansıyacak. Çünkü Nabucco Projesi gerçekleşirse Türk Tüketicisinin hakları AB Bloku içinde aranırken, Mavi Akım’da ise Türkiye tek başına pazarlık etmek zorunda kalacak.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;Nabucco Projesi ile ilgili ikinci soru önergesi ise Referans Gazetesi yazarı Yiğit Bulut’un konuyu sıkça dile getirmesinden olsa gerek, MHP İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun dikkatini çekmiş olacak ki kendisi tarafından verildi:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;1- 6 milyar dolarlık bir proje olan Nabucco Projesi ile ilgili olarak, Avrupa ülkeleri tarafından Hükümete ve Bakanlığımıza &lt;b&gt;"Karar mekanizmalarında yer almayacaksınız"&lt;/b&gt; yönünde bir baskı var mı? Bu baskıya karşılık olarak ne gibi cevaplar, hangi tarihteki belgeyle verilmiştir?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;2- Nabucco Projesi’nde, inşa edilecek münhasır boru hattının en büyük bölümü Türkiye’den geçecek olmasına rağmen, Avrupa ülkelerinden gelen bu baskının nedeni nedir?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;3- Bu proje kapsamında en büyük yatırımı BOTAŞ yapacak olup, yüzde 30 özkaynak, yüzde 70 kredi kullanacağı planlanmaktadır. Ancak 6 ortaktan oluşan Nabucco Projesi’nde her ülke tüm haklarını, Avusturya merkezinde kurulu Nabucco Gas Pipeline International GMBH’ye kayıtsız şartsız devretmeyi kabul etmiş durumdadır. Kabul edilen bu duruma göre Türkiye bu anlaşmadan hangi kazançları sağlayacaktır?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;4- Nabucco Projesi’nde yer alan bu 6 ortağın, Nabucco Gas Pipeline International GMBH’ye ortaklık hissesi ülke bazında nedir?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;5- Nabucco Gas Pipeline International GMBH’nin Avusturya’ya ödeyeceği vergilerden bu 6 ortak nasıl faydalanacaktır?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;6- Nabucco Gas Pipeline International GMBH’nin ilgili ortaklara sadece taşıma tarifesinden iletim bedeli ödeyeceği doğru mudur?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;7- Nabucco Gas Pipeline International GMBH, boru hatlarındaki tasarruflarda tek yetkili olacağı ifade edilmektedir. Türkiye’nin bu tasarruflarda ne kadar payı ve yetkisi olacaktır?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;8- Bu konuda, hükümetler arası anlaşma imzalanması, Avrupa ülkeleri tarafından ısrarla istenmekte olup, Türkiye’nin atacağı adım ne olacaktır?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;Ne Enerji Bakanlığı ne de Botaş, proje ile ilgili detayları, anlaşmanın koşullarını henüz kamuoyuna açıklamadı. İlk soru önergesi cevaplanmadığı gibi ikincisinin de cevaplanacağına dair bir umut yok. Zira meclis kayıtları hükümetin cevaplamadığı soru önergeleri ile dolu. Bunun halen yürütülen görüşmeler nedeni ile de olduğu düşünülebilir ama iki kurumda Türkiye’nin haklarına bu kadar taciz eden projeyi sürekli kamuoyunda övmesi açıkçası herkeste bir soru işareti bırakıyor. Elbette projeyi yererken diğer yandan hakkını teslim etmek gerekiyor. Ama ne yazıkki projenin Türkiye’ye sağlayacağı maddi ve jeopolitik kazançlar yapılacak anlaşmanın maddelerinde gizli. 3.300 km olması öngörülen projenin büyük bölümü Türkiye’den geçecek boru hatlarından ibaret olacağı için en büyük yatırımı da Türkiye’nin yapması gerekiyor. Ancak Türkiye’ye proje ile ilgili yapılan teklifler hiç de dostça değil. Öncelikle Nabucco’nun diğer ortakları, projenin Türkiye topraklarından yapılması planlanan kısmı için proje maliyetinin yüzde yetmişini kredilendirmeyi tahahhüt ederken, boru hattı için sadece bir geçiş ücreti ödemeyi &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;öneriyorlar. Bununla birlikte kurulacak şirketin karar mekanizmasından da Türkiye’yi uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Biz bunu daha öncede yaşamıştık, hatırlayın. Avrupa Birliği Güvenlik Anlaşması ile ordu kurulması planlanırken, söz konusu orduya katılması için davet edilen Türkiye’ye AB’ye üye olmadığı için karar mekanizmasında olamayacağı söyleniyordu. Yani bu ülkenin çocukları AB’nin selameti için kanlarını dökmeye hazır olacaklar ama bu emri Avrupalı komutanlarından alacaklar. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Şimdi ise Türk halkını, karar mekanizmasında olamayacakları bir proje için borçlandırıp, tüm yükünü yine bu millete atmaya çalışıyorlar. Eğer doğru anlaşmalar yapılır ve Türkiye’nin çıkarları gözetilirse, Türkiye’nin kazanacağı çok şey olduğu gibi, sadece bu projenin bile bölgeye kazandıracağı maddi ve siyasi kazançlar Ortadoğu ve Kafkaslar’a özlenen barışı geri getirebilir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;Her şeye rağmen demokrasimize ve halkın iradesi ile seçilen yöneticilere olan inancımı hâla içimde taşıyor ve ülkenin geleceğini ipotek altına alacak böyle bir anlaşmanın önüne geçileceğine inanıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;span style=""&gt;Ertürk Demirel&lt;br /&gt;01.01.2009&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-2710210228315922785?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/2710210228315922785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=2710210228315922785' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/2710210228315922785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/2710210228315922785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2009/01/nabucco-projesi-ve-ipotek-altina-alinan.html' title='NABUCCO PROJESİ VE İPOTEK ALTINA ALINAN GELECEĞİMİZ'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-924246291813263535</id><published>2008-12-17T13:01:00.000-08:00</published><updated>2008-12-17T13:02:27.470-08:00</updated><title type='text'>KRİZDE MASLOW’UN PİRAMİDİNİ HATIRLAMAK</title><content type='html'>Abraham H. Maslow, insan yaşamında önemli olan ihtiyaçları, “İhtiyaçlar Hiyarerşisi Kuramı” ile açıklarken, bu hiyerarşinin en altında fizyolojik ihtiyaçlarının daha sonra da güvenlik ihtiyaçlarının olduğunu belirtmiştir. Bilindiği gibi fizyolojik ihtiyaçlar yemek, içmek ve yaşamak için gerekli temel ihtiyaçlardan ibaretken güvenlik ihtiyaçları ise insanların can ve mal güvenliğinin korunması ile açıklanır. Eğer bu hiyerarşinin temelinde yer alan bu iki ihtiyaç giderilemezse insanlar bunların karşılanması için, içinde bulundukları toplumda önce yasal daha sonra ise yasal olmayan yollar aramaya başlayacaklardır. Ekonomik krizler ise ekonominin iyiye gittiği dönemlerde ödevlerini yapamayan iktidarların kızgın halk kitleleri ile buluştuğu günleri de beraberinde getirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005 yılı Kasım ayında, Fransa’da iki Kuzey Afrikalı gencin polisten kaçarak ölmesi sonucu göçmen isyanına kadar varan olaylar hâla akıllarda. Bu talihsiz olay, başta Avrupa’da yerleşik göçmenlerin kıtaya entegre edilememesine bir örnek olarak  Fransa Devlet’i  ile Parisli göçmenlerin yaşadıkları  sorunların patlaması olarak görüldü. Pek az sosyal bilimci ve iktisatçı sorunun sadece göçmenlerin Avrupa’ya entegre edilememesi değil  aynı zamanda ülkede orta ve dar gelirli işçilerin yaşadıkları ekonomik sıkıntıların  ve gelecek kaygılarının neden olduğunu dile getirmişti. En büyük kanıtları da daha olayların başında göçmenlerin yanında Avrupalı beyaz işçilerin de gösterilere katılması idi. Sorun temelde bir sınıf mücadelesi ve dar gelirli vatandaşların artan gelecek endişesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005 yılında Fransa  ekonomisi  2004 yılındaki %2.3 büyümenin ardından  %1.7 büyümüş, 2005 enflasyon oranı ise aynı yılın büyüme oranı ile paralel seyretmekteydi. İşsizlik oranı aynı yıl  %9.8 olsa da göçmenler arasında bu oran iki katından daha fazlaydı. Bugün göçmenler arasında bu oran üç katından daha fazla bir orana yükseldi. 2005 yılında ekonomik göstergelerin çok da olumsuz olmadığı bir Avrupa ülkesinde yaşanan toplumsal patlama bazı Fransız siyasetçiler için ilerde yaşanacak daha büyük ekonomik krizlerde doğabilecek olayların habercisi olarak görülmüştü.  Bugün o  Fransız siyasetçilerin öngörüleri gerçekleşmek üzere ve bu sadece Fransa’yı değil özellikle dışarıdan işçi göçü alan tüm Batı Avrupalı ülkeler için kabus haline gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008’de yaşanan ekonomik krizin en başında Avrupa’nın Polonyalı muslukçuları ( Doğu Avrupalı göçmenler için iktisatçıların bulduğu tanım ) ülkelerine geri döndü. Sadece son 12 ayda ülkesine dönen Polonyalı göçmen sayısı  dört yüz binden fazla. Daily Telegraph ise İngiltere’ye 2004 yılından beri, ülkeye göç eden bir milyona yakın işçinin ülkelerine geri dönmek zorunda kalacağını yazıyor. Bu şu demek: Batı Avrupa’nın Sosyal Güvenlik Sistemleri gelişmiş büyük ekonomilerinde başlayan işsizlik dalgası, bu ülkelere göç veren ve çoğunun sosyal güvenlik sistemlerinin bile olmadığı Doğu Avrupa ve Doğu Asya ülkelerine doğru yayılacak ve bu ülkeler yaşayacakları toplumsal olaylarla baş başa kalacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya tarihi 2005 yılında Fransa’da olduğu gibi ekonomik krizler yüzünden rejimler değiştiren, siyasi ve sosyal değişimlere sebep olan toplumsal ayaklanmalarla dolu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya’da 1773-1774 yıllarında basit bir köylü ayaklanması gibi görünen ve daha sonra Puşkin’in ünlü romanı Yüzbaşının Kızı’na ilham kaynağı olan  Pugaçev’in ayaklanması  halk arasında o kadar çok destek görür ki, ülkedeki metal işçileri ve toprak isteyen köylüler bu ayaklanmayı imparatorluğun varlığına tehdit oluşturan bir halk ayaklanmasına döndürürler.  Andrzej Walicki, Rus Düşünce Tarihi adlı kitabında ayaklanmaları bastırmak ve halkı memnun etmek için Katerina’nın çıkardığı yasaların sonunda soyluların konumunu daha da güçlendirdiğini yazar. Bu, dünya ekonomi tarihinde, ekonomik krizlerde halkın geneline yayılacak sosyal ve ekonomik çözümlerin üretilmesinde yaşananan başarısızlıklardan sadece biriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti’nde ise ekonomik sorunlar nedeni ile çıkan isyanların en bilineni  16. ve 17. Yüzyılda çıkan Celali isyanlarıdır. Tüm dünya ticaretini etkileyen, keşifler sonucu yeni bulunan ticaret yolları ile önemini yitiren Anadolu ve Akdeniz ticaret yolları Osmanlı Devleti’nin ticari hayatını derinden etkilemiş ve sonunda derinleşen feodel yapı ile birlikte Anadolu’da ayaklanmalar çıkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer örnekleri daha da uzatabiliriz: 1916’da İrlanda’da Paskalya Ayaklanması, 1965'te Los Angeles'in Watts kesiminde başlayan ve ağır hasara yol açan ayaklanma, 1981'de Londra banliyösü Brixton'da, 1992'de Los Angeles'in South Central kesiminde yaşanan 3600 yangının çıktığı, bir milyar dolara yakın zararın olduğu, on bin kişinin tutuklandığı, iki bin kişinin yaralandığı ve 60 kişinin öldüğü isyan ve 2001'de Leeds'in Bradford’da yaşanan toplumsal olaylar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu toplumsal olayları tek tek incelediğimizde hepsinin çıkış noktası farklı olacaktır. Ancak temellerinde şüphesiz gelir dağılımında derinleşen uçurum, artan işsizlik, göçmenlerin yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunlar olacaktır. Yani Maslow’un piramidinde iktidarların halkın temel ihtiyaçlarını karşılamaları için yeterli olanakları yaratmaktaki  beceriksizliklerinin sonucu olacaktır. Bugün ise 2008 yılı sona ererken derinleşen ekonomik kriz bir çok gelişmiş ülke için farklı bir kaygı sebebi yaratmakta. Artan işsizlik en çok Batı Avrupa ve Amerika’da bulunan göçmenleri arasında görülecek ve zaten yaşadıkları ülkelerin sosyal yapısına entegre olmakta zorlanan insanları derin bir depresyon ve isyan halin sevk edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanistan’da yaşananlar bütün bu depresyon ve isyan halinin ilk adımı olabilir. Son bir kaç haftada Yunanistan’da yaşanan toplumsal olayların sebebi aslında hükümet üzerinde artan beklentilerin bir türlü gerçekleşmemesi idi. Ekonomik ve sosyal reformların yapılması, yolsuzlukla mücadele etmesi ve sosyo-ekonomik farklılıkların azaltılması gibi beklentilerin hiç birini gerçekleştiremeyen bir  hükümetin küresel ekonomik kriz ile birlikte toplumsal olaylarla yüzleşmesi Batı Avrupalı devletler ve ABD için ciddi bir uyarı niteliğinde olacaktır. Bunun için ekonomik krizde bulunan çözüm yolları tartışılırken sadece dev otomotiv şirketleri veya finans şirketleri değil aynı zamanda gittikçe yoksullaşan ve sayıları giddikçe artan insanlar da dikkate alınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertürk Demirel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16.12.2008&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-924246291813263535?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/924246291813263535/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=924246291813263535' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/924246291813263535'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/924246291813263535'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2008/12/krizde-maslowun-piramidini-hatirlamak.html' title='KRİZDE MASLOW’UN PİRAMİDİNİ HATIRLAMAK'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-8827288071051763338</id><published>2008-12-05T14:10:00.000-08:00</published><updated>2009-01-10T07:28:30.074-08:00</updated><title type='text'>ORKİNOS ÇİFTLİKLERİ VE SORUNLARI</title><content type='html'>Bu makale Dünya Gazetesi'nde 03.01.2009 tarihinde yayınlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=27029&amp;amp;cDate"&gt;http://www.dunya.com/haber.asp?id=32456&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de orkinos yetiştiricileri son aylarda bulundukları kıyılarda ortaya çıkan çevre sorunları ve çevrecilerin müdahaleleri ile gündeme geliyorlar. Oysa bu sektörün içinde bulunduğu sorunlara çok daha bilimsel ve gerçekçi çözümlere ihtiyacı var. Özellikle Çevre Yasası ve kabotaj kanununda ciddi düzenlemeler gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık yirmi beş sene önce İstanbul Boğazı’nda, Beykoz sahillerinde bile orkinos sürüleri görülebilirken bugün Akdeniz Havzası’nda bile sayıları son on yılda oldukça azaldı. Değişen iklim koşulları ve su sıcaklıkları göç yollarının da değişmesine neden oldu. Bu da elbette orkinos yetiştiriciliğini etkiledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün sayıları azalan ve göç yolları değişen orkinoslar nedeni ile Atlantik orkinoslarını koruyan ve av kotalarını belirleyen The International Commission for the Conservation of Atlantic Tunas (ICCAT) adlı bir örgüt kuruldu. Dünyadaki orkinosların %35’i Akdeniz Havzası’nda olduğu içinde bu örgüt özellikle Akdenizde daha ciddi önlemler almaya başladı. Tüm dünyadaki yıllık orkinos balığı rekoltesi 800.000 ton. Bunun 500.000 tonu Japonya’da kalanı Japonya dışındaki ülkelerde tüketilmektedir. ICCAT tarafından orkinos yakalama kotası ise Akdeniz ülkeleri için 28.500 ton AB Ülkeleri için 16.000 ton Ülkemiz için ise 870 ton olarak belirlendi. Oysa sadece Doğu Atlantik ve Akdeniz’de orkinos çiftlikleri bulunan ülkeler İspanya, Malta, Hırvatistan, Türkiye, Yunanistan, İtalya, Güney Kıbrıs, Libya, Tunus, Fas ve Portekiz ile birlikte on bir adet. Türkiye ise bu bölgede 23 yıllık olan sektöre altı yıl önce girmiş olsa da yine de ilk giren ülkelerden. Dolayısı ile bölge ülkeleri içinde hem tecrübesi hem de teknolojisi ile hak ettiğinin çok altında bir kota almış bulunuyor. Bu yüzden belli başlı orkinos yetiştiricileri devletten bu konuda önemli adımlar bekliyor. Konunun uluslararası boyutunun devlet tarafından sahip çıkılmasını bekliyorlar. Türkiye’de ki orkinos yetiştiricileri kota sorununu şimdilik Libya, Tunus, Fas ve İtalya gibi kotasını dolduramayan ülkelerde çiftlikler kurarak veya ortaklıklar kurarak aşmaya çalışıyorlar. Böylece ihracatımız  4.500 tona kadar çıkmış oluyor. Ancak ne yazık ki bu tür uygulamalar orkinosun maliyetini kg başına 1-1.5 avro arttırmış oluyor. Bu sorunun çözümü için orkinos yetiştiricilerinin su ürünleri yetiştiricileri desteğinden yararlanması sağlanmalıdır. Gerekli görüldüğü takdirde ton başına sektöre mali destekler sağlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de orkinosun balık çiftliklerinde üremesi sağlanamadı. O yüzden kafeslere taşınan orkinoslar, bu kafeslerde hamsi, ringa, sardalya, uskumru gibi balıklara besleniyorlar. Böylece 100 kg olan orkinos balığı altı ayda 140-150 kiloya kadar çıkmış oluyor. 50 kg altı orkinoslar ile 50 kg dan ağır orkinosların fiyat farkı arasında yüzde elliden daha fazla fark olduğunu düşünürsek sektörün kârlılığı biraz daha ortaya çıkmış oluyor. Ancak yem olarak kullanılan balıklarda ne yazık ki ithal edilmekte ve Türkiye’ye döviz kaybı yaşatmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar kârlı ve potansiyeli olan bu sektör devlet tarafından sahip çıkılmayı bekliyor. Gündemi en çok meşgul eden konu ise mevcut Çevre Yasası. Bu yasa sadece Orkinos yetiştiricilerini değil tüm balık çiftliklerini de ilgilendiren maddeler içeriyor. Muğla, Aydın, İzmir, Antalya, Trabzon, Ordu, Mersin, Rize, Edirne, Hatay, Balıkesir ve Çanakkale'de 267 adet balık çiftliği bulunuyor. 191’i için kapatma kararı çıktı. Bu da demek oluyor ki ilgili bakanlığın bu çiftliklere yeni alanlar tespit edip yer göstermesi gerekiyor. Ancak kararın çıktığı 13 Mayıs 2007 tarihinden 2008 başına kadar yer gösterilemediği için üstelik yer göstermeden kapatma kararı çıktığı için balık üreticileri mahkemeye giderek yürütmeyi durdurdular. Balık çiftlikleri sahipleri Bakanlığın kendilerine ancak Şubat 2008 yılında yer gösterdiğini belirtiyorlar. Bu konuda İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in Çevre ve Orman Bakanlığı’na verdiği 12.05.2006 tarihli 7.3302 esas sayılı soru önergesine istanden bakanlığın vermiş olduğu cevap ile  balık çiftliklerine gösterilecek alanların etüdünün ancak 18-22 Şubat 2008 tarihinde tamamlanabildiğini kabul edilmekte. Önerilen alanların kıyıdan kıyıdan uzaklığı ise özellikle orkinos üreticileri için ayrı bir sorun teşkil ediyor. Çünkü yavru orkinosların kıyıdan uzaklaştıkça yaşama şansı azalıyor. Bu da çiftlik başına %20-30 arası ürün kaybı demek oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir konuda ihracı yapılan orkinos balıklarının nakliyelerinde Kapotaj Kanunu ile ilgili sorunlar bulunmakta. Türkiye’de satışı gerçekleşen orkinoslar, çiftliklerde Japon işleme gemilerine yüklenmekte. Bu gemiler balıkları eksi altmış dereceye kadar tutabilmektedirler. Daha sonra en yakın limana giderek Super Freezer Container diye bilinen kontaynırlara depoladıktan sonra çiftliğe dönüp işleme, yükleme ve nakliye döngüsüne bu şekilde devam etmesi gerekmektedir. Gerekmekte diyorum çünkü Türkiye’de bu işlem 815 sayılı Kabotaj Kanunun 1. Maddesine aykırı olduğu gerekçesi ile işlem yapılamamakta ve komşu ülke limanları kullanılmaktadır. Hem bu işlemin maliyeti Türk orkinos üreticilerinin cebinden çıkmakta hem de Türk limanlarının kazanacağı nakliye geliri üçüncü ülke limanlarına gitmektedir. Burada ne yazıkki sorun Türkiye’de orkinos balıklarını işleyip aynı zamanda naklini gerçekleştirecek bir gemi olmamasından kaynaklanmakta ve ilgili yasanın Türk ticaret gemilerinin Türk limanları arasındaki taşımacılık haklarını koruma esasından kaynaklanmaktadır. Bu işlem esasında bir taşımacılık işlemi değildir. İhracatı tamamlanmış transit bir ürünün özelliğinden dolayı gemi ve mekan değişikliğidir. Dolayısıyla gerekli düzenlemelerle bu sorun çözülebilir hem zaman hem de döviz tasarrufu sağlanmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de levrek ve çipura üreten balık çiftliklerinin yüzde otuzu yabancıların eline geçmişken Türk üreticileri aynı durumun orkinos çiftliklerinin de başına gelmesinden çekiniyorlar. Türk üreticilerinin önündeki sorunlar giderildiği müddetçe, yerli yatırımların yabancıların eline geçmesi engellenecektir. Bunun için önce yasal düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Balık çiftliklerinin çevre açısından yarattığı sıkıntılar ortak bir komisyonla çözülmelidir. Böylece kıyılardaki kirliliğin ne kadarının karasal atıklardan ne kadarının çiftliklerden kaynaklandığı incelenebilir. Çevre Yasası ve çiftliklerin kıyıdan uzaklıkları ile ilgili maddeleri tekrar gözden geçirilmelidir. Kabotaj Kanunu Orkinos Yetiştiricileri lehine tekrar gözden geçirilmelidir.  Son olarak devletin sektöre ton başına sübvansiyonlar getirmesi şart gözükmektedir. Aksi halde Türkiye kısa sürede büyük hacim kazanan bu ihracatçılarımızı ileride daha büyük sorunlar bekleyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertürk Demirel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;03.12.2008&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-8827288071051763338?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/8827288071051763338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=8827288071051763338' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/8827288071051763338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/8827288071051763338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2008/12/orkinos-iftlikleri-ve-sorunlari.html' title='ORKİNOS ÇİFTLİKLERİ VE SORUNLARI'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-8865452961085491010</id><published>2008-11-23T10:22:00.001-08:00</published><updated>2008-12-28T08:46:55.977-08:00</updated><title type='text'>BAĞDAT’TAN KERKÜK’E DEĞİŞEN DENGELER</title><content type='html'>Bu makale 27.12.2008 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayınlanmıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=31891&amp;amp;cDate=&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasi sözcüğü bugün Irak’ta çok daha fazla anlam ifade ediyor. Gelecek ile ilgili tüm kaygıları ve umutları içinde barındıran bir kavram. Ülkedeki Araplar’ın, Türkler’in, Kürtler’in ve diğer tüm etnik ve dini unsurların hem umutla sarıldığı hem de bir diğer unsurun demokrasi ve gelecek beklentileri nedeni ile bir diğerine kaygıyla baktığı bir kelime “demokrasi”. Geçmişten gelen nefret, yıkılan hayaller, tükenen hayatlar, umutlar, düş kırıklıkları, acılar ve tüm o nefret duyguları için hem intikam alınacak hem de aynı zamanda geleceğin umutla bakılabildiği bir sahne demokrasi!&lt;a id="saveButton" class="cssButton" href="javascript:void(0)" onclick="if (this.className.indexOf(&amp;quot;ubtn-disabled&amp;quot;) == -1) {var e = document['stuffform'].saveDraft;(e.length) ? e[0].click() : e.click(); if (window.event) window.event.cancelBubble = true; return false;}"&gt;&lt;div class="cssButtonOuter"&gt;&lt;div class="cssButtonMiddle"&gt;&lt;div class="cssButtonInner"&gt;Taslak olarak Kaydet&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm işgale, baskılara, iç kavgalara ve bölünmüşlüğüne rağmen Irak Meclisi düzeni sağlamak için demokrasinin tüm imkanları ile yeni yasalar çıkarmaya devam ediyor. Dışarıdan müdahalelerin elbette eksik olmadığı bu yasa tasarıları kimi zaman ülke çıkarına da olmayabiliyor. Kimi zaman ise ülke çıkarına olan bir yasa belli kesimleri memnun etmiyor ve ertesinde ülkenin çeşitli kentlerinde intihar saldırılar düzenleniyor. Zorluk sadece bununla da ibaret değil. Ülkenin doğu komşusu İran, gerekli gördüğü zaman Irak’a askeri müdahale edebileceğini çekinmeden söylerken, en güvenilir komşusu Türkiye’de merkezi hükümetin müdahale etmeye veya karışmaya cesaret edemediği Kuzey Irak’taki terörist unsurlar nedeni ile Irak hükümeti ile çoğu zaman karşı karşıya kalabiliyor. Amerikan’ın ülkenin siyaseti üzerine baskılarına ise değinmeye bile gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde meclis gündemi ise tüm ülkede yeni bir karışıklığa gebe. Türkiye-Irak-Amerika arasında görüşülen Güvenlik Anlaşması (SOFA) temel anlamı ile Irak’ta bulunan yabancı ülke kuvvetlerinin 2011 yılına kadar kalacağının garantisi. Aynı zamanda bu süre içerisinde bu kuvvetlerin statüsünü de belirleyen bir anlaşma. Amerikalı yetkililere göre ilk bakışta Amerikan işgalinin devamını içeren bir anlaşma gibi görünsede temelde Amerikan askerinin ülkeyi terk edeceğini gösteren bi belge. Temelde SOFA olarak adlandırılan anlaşma “Kuzey Atlantik Antlaşmasına Taraf Devletler Arasında Kuvvetlerin Statüsüne Dair Anlaşma” olarak bilinir. Bu tür anlaşmalarla “ülkelerinde uluslararası askeri üsler kurulabileceğini göz önünde bulundurarak, bu üslerdeki görevlilerin anlaşma alanı içindeki statüleri belirlenir (Uluslarlarası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü /NATO-SOFA Uygulaması).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlaşma, bölgesel Kürt Yönetimi’ni saf dışı bırakarak tamamen üç devlet arasında bir anlaşma olarak kalması ve Barzani ile doğrudan muhattap olmak zorunda kalmaması ile Türkiye’nin bir başarısı olarak kabul edilmeli. İkincisi son günlerde önemli enerji ve güvenlik anlaşmaları imzaladığı İran’ın kaygılarını gidermeye yönelik maddeleri barındırdığı için ayrı bir öneme sahip. Üstelik Amerikan’ın İran’a olan sert yaklaşımına rağmen. Bu anlaşmaya göre Irak toprakları üçüncü bir ülkeye yapılacak saldırıda kullanılamayacak. Türkiye’nin sınırlarını ilgilendiren son derece önemli bir yasada söz sahibi olması ,üstelik Irak Başbakanı Maliki’nin yasanın içeriği ve sınır ötesi harekatın geleceği hakkında Ankara’ya özel temsilciler göndermesi bu noktada ayrı bir önem taşıyor. Çünkü ilgili anlaşma gereği 2009 yılından itibaren Irak hava sahası merkezi hükümetin kontrolüne geçiyor. Bu da, bugüne kadar Kuzey Irak’a yapılan hava harekatlarında Türkiye’nin yakın zamanda muhattabının Amerika değil Bağdat hükümeti yani Maliki ve Talabani olacağı anlamına geliyor. Yani masada kartlar yeniden dağıtılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlaşmaya daha mikro bakmak gerekirse, Kuzey Irak’taki Türkler’in geleceği de bu anlaşmada önem taşıyor. Güvenlik Anlaşması ( SOFA ) ile eli güçlenen Bağdat Hükümeti’nin Kuzey Irak ve Kerkük politikalarına etkisi artacaktır. Kerkük sadece Kuzey Irak’ın değil tüm Irak’ın en önemli şehirlerinden biri. Şüphesiz bunda da petrol rezervlerinin önemi büyük. 2003 yılından beri şehrin demografik yapısı sürekli değişiyor. Ama bölgedeki Türkler ve Araplar’ın aleyhine. 2003 yılında sekiz yüz bin olan Kerkük’ün nüfusu bugün bir milyon iki yüz bin oluğu söyleniyor. Nüfustaki bu hızlı değişimin nedeni ise bölgedeki Kürt Yönetimi’nin demografik yapıyı kendi lehlerine çevirerek, yapılacak bir referandum ile şehrin yönetiminin kendilerine geçmesini sağlamak. 140. Maddeye dayanarak taleplerini her fırsatta dile getiren Barzani, Baas Partisi’nin politikaları sonucu bölgeyi terk eden nüfusun geri getirildiğini iddia ediyor. Kerkük nüfusunun Baas döneminde bu kadar fazla olduğuna hatta bölgedeki Arap ve Türkler’in azınlık olacak kadar az olduğuna inanmak pek kolay değil. Nitekim sadece Araplar değil bölgedeki Türkler’de 140. Maddeye ve kendilerinin zorla Kerkük’ten uzaklaştırılmaya çalışlmasını kabul etmiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa şimdi 22 Temmuz 2008’de "Irak İl, İlçe ve Nahiye Meclislerinin Seçim Yasası" kabulu ile Kerkük’te dengeler değişmeye başladı. Yasanın özellikle 24. Maddesi önem içeriyor. Buna göre; Kerkük yönetimi Türkler, Kürtler ve Araplar’ın %32’şer, Hristiyanlar’ın da %4 katılımı ile paylaşılacak, Kerkük’ün asayişi Orta ve Güney Irak’tan gelen askeri güçlerle ( yani Bölgesel Kürt Yönetimi’nin güvenlik güçleri safdışı kalacak ) sağlanacak. Talabani bu maddeyi 127 milletvekilinin onayına rağmen kabul etmeyeceğini açıkladı. Oysa aynı düşünceyi bir kaç ay önce bizzat kendisi, kendisini ziyaret eden Türkmen liderlere dile getirmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmzalanacak Güvenlik Anlaşması ( SOFA ) her şeyden önce yerel siyasi kuvvetlerin etkisinden uzak Irak hükümetinin anlaşması olacaktır. Merkezi hükümetin elini güçlendirecektir. Siyasi güç dengelerinin el değiştiryor olmasının yanında, eğer siyasi çıkarlar veya federasyon isteyen bölgesel güçler varsa bunun yolunun doğrudan Amerika ile diyalog değil, Irak parlemantosu olduğunu gösterecektir. Amerika’nın 2011 yılında tamamen ülkeden çekileceğine inanırsak bu bağımsız Irak’ın ilk adımı olacaktır. Kerkük’ün durumu ve bölgeyi etkileyen 24. Maddenin hayata geçirilmesi, Kuzey Irak’taki Türkmenler’in hakları ve enerji gelirlerinin bölgesel güçlere dağılımı değişen güç dengeleri ile yeniden şekillenecektir. Hem 24. Maddenin parlemantoya sunulmasında hemde SOFA anlaşmasında büyük bir etkisi olan Türkiye belki de ilk defa Irak üzerinde askeri anlamda olmasa bile siyasi anlamda bu kadar etkili ve söz sahibi olmaya başlayacaktır. Bu sadece Türkiye’nin terörle mücadelesinde dönüm noktası olmayacak, Türkiye’nin dış politika yapıcılarının yıllarca özlemini duydukları bölgesel güç olma hayalini de gerçekleşmesi demek olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23.11.2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertürk Demirel&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-8865452961085491010?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/8865452961085491010/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=8865452961085491010' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/8865452961085491010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/8865452961085491010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2008/11/badattan-kerkke-deien-dengeler.html' title='BAĞDAT’TAN KERKÜK’E DEĞİŞEN DENGELER'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-8794288057970306318</id><published>2008-11-18T12:37:00.001-08:00</published><updated>2008-11-23T10:21:33.107-08:00</updated><title type='text'>KUMDAN KALELER YIKILIRKEN YENİ BİR İRADE GEREK</title><content type='html'>Bu makale Radikal Gazetesi'nde 20.11.2008 tarihinde yayınlanmıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=HaberDetay&amp;amp;ArticleID=909130&amp;amp;Date=20.11.2008&amp;amp;CategoryID=99"&gt;http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=HaberDetay&amp;amp;ArticleID=909130&amp;amp;Date=20.11.2008&amp;amp;CategoryID=99&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekleri görmek sorunları çözmeyi kolaylaştırır. Gerçekleri görmek ise iyi bir çözümleme gücü gerektirir. Kriz dalgaları ardı ardına kıyılarımıza vurmayı, bunca senedir içinde sefa sürülen ekonomin kumdan kalelerini yıkmayı sürdürürken, son günlerde dünya piyasalarından ardı ardına gelen açıklamalar daha büyük dalgaların habercisi olmaya başladı. Piyasalardan gelen şu dört haber ile başlayalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya 3. çeyrekte GSYİH’sının %0,5 azaldığını açıklayarak, son on iki yılın en büyük resesyon dönemine girmiş oldu. Ayrıca Almanya bu açıklama ile Avro bölgesinde, İrlanda’dan sonra resesyona giren ikinci ülke olmuş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere Maliye Bakanı Darling ekonominin gelecek yıl %1’in üzerinde küçüleceğini ( İngiliz ekonomistler bunun %2 ‘yi bulacağını söylüyorlar ) söylerken İngiltere Merkez Bankası Başkanı King kendilerini son 30 yılın en büyük ekonomik krizinin beklediğini açıklıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika ve Çin’de ard arda sırasıyla 700 ve 600 mia dolarlık ekonomiyi kurtarma ve canlandırma paketleri açıklanırken Çin’de sanayi üretimindeki artış ikinci çeyrekteki %16 lık değerinden ekim ayında %8’e geriledi. Bu aslında Çin’deki talep azalmasından daha şiddetli bir azalmayı işaret ediyordu. Amerika’da ise artan işsizlik rakamlarınının yanında eylülde ithalatın %5,6 azaldığı, ihracatın ise eylül 2001’den bu yana en büyük düşüşünü yaşadığı açıklandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BETAM’IN ( Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi ) Avrupa’nın 2009 ekonomik beklenti raporuna göre kıtanın üç büyük ekonomisinden İngiltere, Fransa ve Almanya’nın 2009 senesi reel büyüme oranları sırası ile %-1,0 , %0,0 ve %0,0 olacak. İşsizlik oranlarının ise İngiltere’de %7,1’e , Fransa’da %9’a ve Almanya’da %7,5’e çıkacağı öngörülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piyasada oluşan beklentiler ve hayal kırıklıkları sadece bu açıklamalardan ibaret değil. Son üç-dört aydır hammadde fiyatlarındaki düşüşlerden umuda kapılıp fiyatların düşeceği beklentisi ile iç talebin canlanacağını düşünenler nedense Türkiye’de bu hammaddelerin üretimini ve ticaretini yapanları hesaba katmıyorlar. Temmuz sonundan itibaren ağırlıklı olarak Türkiye’de üretimi gerçekleşen hemen hemen tüm hammaddelerin fiyatları sert bir düşüşe geçti. İşte bir kaç örnek: Bakırın ($/ton) fiyatı 7,633’den 4,924’ e ; çinkonun ($/ton) fiyatı 1,722’den 1,301’e, kütük demirin ($/ton) fiyatı ise 827’den 370’e düştü. İç talebin zaten daraldığı, ihracat talep miktarlarının düştüğü bir piyasada Türkiye’de imalat sektöründe önümüzdeki dönem de bir canlanma beklemek hayal olacak gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 yılı sadece sanayi girdi fiyatlarında ve tüketici talebinde hayal kırıklığı yaratan rakamlardan ibaret olmayacak ne yazık ki. Belki de dış piyasalar krizi atlatmaya başlarken biz kendi kendimize bir kriz yaratmış olacağız. Bunun için aslında yeterince sebep var: Yaklaşan yerel seçimler, gelecek dönemde döviz kurlarındaki yaşanacak dalgalanma ve ihracatın gelecek dönemde büyük oranda azalması ile oluşacak cari açık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşan yerel seçimler nedeni ile şimdiden mali disiplinin bozulacağını öngörmek çok da zor olmasa gerek. İktidarın doğu ve güneydoğudaki belediyeleri kazanmak istemesinin yanında Eskişehir, İzmir, Kilis ve Antalya’da oy toplama isteği ile bütçe harcamalarını arttıracağının sinyalleri alınmaya başladı bile. Bu seçim yarışı ne yazık ki cari dengenin bozulmasını hızlandıracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Döviz kurlarında yaşanacak gelişme ise aslında hükümetin müdahale gücünün çok üstünde görünüyor. 2008’in sonuna kadar bankaların 3,5 mia dolardan civarında bir sendikasyon kredi ödemesi varken bu rakam 2009 eylül ayına kadar 8 mia doları bulacak. Bu rakamın ise ancak %70’i ( iyimser ihtimalle ) yeni sendikasyonlarla yenilenebilecek. Piyasalardan hızlı bir döviz çıkışının olduğu bir dönemde bu, bankaların sendikasyon ödemelerinin olduğu dönemlerde zaten daralan döviz piyasasında dolar toplayarak kurlarda dalgalanmalar yaratacağı anlamına geliyor. Bu da kurlardaki dalgalanmadan yeni rantlar elde etmek isteyenler için yeni bir ekmek kapısı oluyor ki bu dalgalanmayı önlemek Merkez Bankası’nın o dönemde sahip olacağı müdahale gücüne ve motivasyonuna bağlı olacaktır. Ayrıca 2009 yılında 30-35 mia dolar cari açığın yanında piyasaya doğrudan yabancı yatırım olarak 10-12 mia dolar gireceği bekleniyor. Bu rakam büyük ölçüde özelleştirmelere bağlı olacak. Sonuçta 2009’da Türkiye’nin 20-22 mia dolarlık bir döviz açığı oluşacak. Türk bankalarının bu açığın hepsini karşılaması ise elbette söz konusu olamaz. Bu psikoloji bile gelecek seneki döviz kurlarında şimdiden baskı yaratıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ihracatının temel pazarlarından Batı Avrupa ve Rusya piyasalarındaki daralma 2009’da ihracatçılarımızın gelirlerini düşürecektir. Bu da zincirleme olarak kredi geri ödemelerini, iç piyasaya olan borçlarını ödemelerini ve fason veya taşeron çalışan diğer yerli üreticileri etkileyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008 ekonominin kumdan kalelerinin yıkıldığı bir yıl olarak geçiyor. 2009 ise daha sert dalgalara karşı koyacak yeni ekonomik yapıların inşa edilmesini gerektirecek. Ancak bu ne yazık ki ekonominin tüm sac ayaklarını birden kurtarılması anlamına gelmeyecek: Döviz kurları, enflasyon, cari açık, sürdürülebilir büyüme, işsizlikle mücadele veya ihracata dayalı büyüme. Hangilerinde başarılı olmayı hedefleyeceğimiz aslında sürdürülebilir kalkınmayı önümüzde yıllarda da başarıp başaramayacağımızı seçmemiz de demek olacak. Elimizdeki verileri iyi çözümleyip, hem siyasetin hem de sivil toplumun iradesi ile uyumlu bir kalkınma modeli yaratmanın sanırım tam zamanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertürk Demirel&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-8794288057970306318?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/8794288057970306318/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=8794288057970306318' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/8794288057970306318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/8794288057970306318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2008/11/kumdan-kaleler-yikilirken-yeni-bir.html' title='KUMDAN KALELER YIKILIRKEN YENİ BİR İRADE GEREK'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-6920303675689239326</id><published>2008-11-10T13:33:00.000-08:00</published><updated>2008-11-18T12:41:09.032-08:00</updated><title type='text'>ZİMBABWE VE TÜRKİYE</title><content type='html'>Bu makale Dünya Gazetesi'nde 06.11.2008 tarihinde yayınlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=27029&amp;amp;cDate"&gt;http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=27029&amp;amp;cDate&lt;/a&gt;=&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke olarak kendi coğrafyamıza, kendi sorunlarımıza o kadar gömülmüşüz ki çoğu zaman dışardan bakan bir yabancı ülke vatandaşı veya siyasetçisi için bu ülkenin kaprisli, kendi derdinden başka bir şey düşünmeyen bir ülke olarak görüldüğünü düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabul edelim, tribünlere oynuyoruz. Bizim hem Ortadoğu hem de Kafkasya politikamızın ve bu bölgelere barış getirme çabalarımızın kendi tarihimizin ve kültürümüzün bu bölgelere kadar uzanmasından veya tarihimizin derin köklerini düşündüğümüzden değil aksine bir takım ülkelere veya Avrupa Birliği’nin kodamanlarına kendimizi kabul ettirme çabasından. Oysaki bu ülkenin kültürü ve sosyal yapısı Ortadoğu’dan Kafkaslara, Orta Asya’dan Afrika’ya kadar o kadar derinlerdeki, bu geniş coğrafyaya yapacağımız katkı sadece engin görüşlü siyasetçilerin işin başına geçmesi kadar uzak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağustos ayında Türkiye-Afrika zirvesi yapıldığında açıkçası Türk Siyasetçilerinin eninde sonunda Türkiye’nin büyük bir devlet gibi kendi coğrafyasından uzak bir coğrafyada sorumluluk almaya başladığını düşünmüştüm. Ama tüm bu toplantıların ve görüşmelerin altında BM Güvenlik Konseyi Geçici üyeliği olduğunu öğrendiğimde açıkçası hayal kırıklığına uğradım. Kıtadaki sorunları çözmek bir yana, tüm dünyanın soykırımla suçladığı Sudan Başkanı El Beşir bu yıl Türkiye’de en üst düzeyde karşılandı. Bu görüşmenin yapılmasında, BM Güvenlik Konseyi’nde ki Afrika kıtasının oyları etkili olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıtadaki sorun sadece devletler düzeyinde ele alınacak kadar siyasi değil aynı zamanda içinde insanlığa karşı acıma olan herkes için de içler acısı ve Sudan sadece bir başlangıç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son bir yıldır The Times’dan Financial Times a kadar dünyadaki bir çok gazeteci ve basın mensubu Zimbawe’den ve onun terkedilmişliğinden bahsediyor. Bir ülke düşünün, enflasyonu yüzde iki yüz milyonlarda ve son bir yılda demokrasi adına atılabilmiş tek adım muhalefetle yapılan iktidar paylaşımında iktidardaki Mugabe hükümetinin muhalefet lideri Tsvangirai’ye yüzde iki yüz milyonlardaki enflasyonu durdurması için Maliye Bakanlığı’nın verilmesinin önerilmesi. Bunu demokrasiden uzak bir siyasi tuzak olarak görmemek için hiçbir neden yok. Bu arada hatırlatmak gerek ki, son seçimlere Mugabe tarafından hile karıştırıldığına dair dış gözlemciler ve Tsvangirai’nin lideri olduğu ana muhalefet partisi Demokratik Değişim Hareketi tarafından ciddi iddialar var. En açık örnek ise bir milyon seçmene oy kullandırılmaması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mugabe’nin en son marifeti, tarım ve gıda alanında ülkeyi besleyen Beyaz yerleşimcileri ülkeden kovarak bir anda ülkeyi gıdaya muhtaç duruma düşürmek oldu. İktidara gelirken sömürgeye karşı aldığı tavırla halkın beğenisini toplasa da şimdi partisi ZANU ile polisi ve askeri yanına alarak bir korku devleti yaratmayı başardı. Hem de kısa bir zamanda. Bu kıta geçmişte Biafra, Raunda ve Etiyopya’da insanlığın yüzünü kızartacak acı tecrübeler yaşadı. En yakın tarihte de Kenya’da. Şimdi başkent Harare’de eğer hâla aklıselim siyasetçiler kaldıysa bir karar vermek zorundalar. Sadece ülkelerindeki beş milyon aç insana karşı sorumlulukları oldukları için değil. Bu kıtanın acilen demokrasi ve ekonomi adına iyi örneklere ve umuda ihtiyacı olduğu için. Bu sadece Mugabe ile Tsvangirai’nin mücadelesi de değil. Ülke her an komşu ülkelerde geçmişte yaşandığı gibi bir iç savaşa sürüklenebilir ve bunu durdurabilecek bir sosyal tampon da görünmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ise bu coğrafyaya acilen müdahale etmeli. İki nedenden dolayı. Birincisi büyük bir devlet gibi sorumluluk alıp hem ekonomik olarak yardım etmeli hem de ekonomik ve sosyal sorunlarından kurtulması için siyasi liderlere ağabeylik etmeli. İkincisi ise böyle bir deneyim Türkiye’nin kendi içinde yaşadığı sosyal ve kültürel karışıklığı çözmesinde de yardımcı olacaktır. Zimbawe gibi, Doğu Türkistan gibi, Tayland gibi sorunları uluslar arası boyutlara taşınmış ülkelerin sorunlarını çözmede kazanacağı kabiliyet Türkiye’nin iç siyasetine de yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertürk Demirel&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-6920303675689239326?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/6920303675689239326/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=6920303675689239326' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/6920303675689239326'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/6920303675689239326'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2008/11/zimbawe-ve-trkiye.html' title='ZİMBABWE VE TÜRKİYE'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-7581896416368006061</id><published>2008-11-10T13:24:00.000-08:00</published><updated>2008-11-25T10:46:07.555-08:00</updated><title type='text'>YENİ EKONOMİ’NİN* HATALARI</title><content type='html'>Bu makale Dünya Gazetesi'nde 15.11.2008 tarihinde yayınlanmıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=27964"&gt;http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=27964&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geleceği kuran geçmişte yapılan hatalar ve doğrulardır. Sadece 21 Temmuz 1998 de ABD senatosu Bankacılık, Konut ve Kentleşme Komitesinde dönemin FED başkanı Alan Greenspan’ın konuşmasını hatırlatmak bile bir çok şeyi ifade edebilir: “ Ekonomimiz olumluluk döngüsünü ( virtiuous cycle ) sürdürmeye devam etti... artan hisse değerleri harcamalar ve dolayısıyla üretim, istihdam ve verimlilik arttıran sermaye yatırımlarının genişlemesi üzerinde dürtü oluşturmuştur”. Bu, ekonominin temellerinin patlamaya hazır balonlar üzerine kurulu olduğu bir dönemde, dönemin dünyada en yetkili ekonomi patronu tarafından yapılan bir yorum. Bugün yaşanılan ekonomik krizin temellerinin o zamanki ekonomi patronları tarafından atıldığına dair ufak bir hatırlatma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asya krizinden bir yıl sonra, ABD borsalarında şirket kârları ile hisse değerleri arasındaki uçurum hızla artarken ve ABD ödemeler dengesi hızla gerilediği bir dönemde ve tam da 1998 Rusya krizi patlak vermişken bu sözler bir çok piyasa oyuncusu için yine de umut olabilmişti. Oysa uygulanan ekonomik program oldukça basit ve kırılgandı ve bu hali ile bile bir çok yatırımcıyı ürkütmesi gerekirken ekonomik balon her zamankinden daha hızlı büyümeye devam etti. ABD de ekonomi kurmayları devasa borçlanma curcunasını destekleyip, faizleri sürekli düşürerek ve hane halkı tüketimini ve borçlanmasını arttıracak ve borsanın yukarı gidişini destekleyecek likidite girişini desteklemek ve konut satışlarını finansa etmek için hükümetin piyasaya 600 mia dolar sürmesini sağladılar. Buna rağmen bu şirketlerin toplam borçları tüm mali sektörün toplam borcu içinde %30 a kadar çıkacak kadar korkutucu olabilmişti. Mali sektörün kârlılıkları satın aldıkları ( veya satın almak zorunda oldukları ) hazine kâğıtlarının kârlılığına mahkum olmuşken bir de hükümetin sağlam bir piyasa için yapması gereken düzenlemeleri mali sektörün kârlılığını düşünerek sürekli ötelemesi zaten kırılgan olan piyasayı aslında daha da riskli hale getiriyodu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece, artan bütçe açıkları ve Amerikan halkının ve mali kuruluşların likidite ihtiyacı yurt dışı fonlarla giderilmeye çalışıldığı bir kısır döngüye gelindi. Alan Greenspan’ın olumluluk döngüsü ( virtiuous cycle ) aslında bir şekilde kısır döngüye (vicious cycle ) dönüşmüştü. Yine de bu bir çok ekonomist ve yatırımcı için olumsuzluk ifade etmiyordu. Ne de olsa Çin ve Arap ülkeleri kendileri için tasarruf yapıp, ABD mali piyasalarını fonluyorlardı. Bu durumda Amerikan halkı veya şirketlerinin tasarrufuna gerek yoktu. Öyle de oldu. Artık ekonomi yabancı yatırımcıların fonladığı ( 19. Yy. Da Alman Bankeri Carl Fürstenberg’i doğrular biçimde “aptal ve arsız fonların” ) bir tüketim makinası haline gelmişti. Bunun en riskli yanı, artan borçlarına rağmen özellikle hane halkının tasarruflarından veya sigorta gibi sosyal güvencelerinden vazgeçmeleri oldu. Çünkü borçları artan insanlar sigorta primlerini bile ödeyemez duruma gelmişlerdi.&lt;br /&gt;Aslında Amerika piyasalarında bütün bu yaşananlar yani sırasıyla mali piyasaların çökmesi ve şirketlerin devletleştirilmesi 2001 Türkiye’sini hatırlatsa da aslında yukarıda basitçe anlatmaya çalıştığım gibi çok daha derin bir devlet ihmali ve piyasa rantı söz konusu. Üstelik işler iyi giderken ve konut piyasasında hem uluslararası hem de yerel şirketler anormal kârlar elde ederken herkes bu oyunun gönüllü oyuncusu olmak için sıraya girmiş görünüyordu. Nasıl şimdi hiç kimse suçunu kabul etmiyorsa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl gözlemlenmesi gereken alınacak tedbirler. Ekonomik krizlerin üstesinden gelirken, bulunan çözüm yolları yeni krizler yaratmamalı. Öyle görülüyorki Amerika hükümeti devletçi bir anlayışla krize müdahale edecek ve devletçi politikalarla olası krizlerden korunmaya çalışacak. Ama ya diğer önde gelen ekonomiler de korumacı bir ekonomi sürdürmeye çalışır ve piyasaları geçici bir süre de olsa içe kapanırsa? Umarım alınan önlemler yeni krizlere neden olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Yeni Ekonomi kavramı, ’90 ların sonlarına doğru eski Fed başkanı Alan Greenspan’ın büyüyen Amerikan piyasası için bulduğu yeni bir isimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertürk Demirel&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-7581896416368006061?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/7581896416368006061/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=7581896416368006061' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/7581896416368006061'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/7581896416368006061'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2008/11/yeni-ekonominin-hatalari.html' title='YENİ EKONOMİ’NİN* HATALARI'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-98847103831505124</id><published>2008-11-10T13:13:00.000-08:00</published><updated>2008-11-18T12:39:51.717-08:00</updated><title type='text'>RAWALPİNDİ’DE DEMOKRASİ HAYKIRIŞLARI</title><content type='html'>Bazen bir kelime, bazen de bir yer veya mekan bir ülkenin siyaset yaşamı için çok şey ifade edebiliyor. Yassı ada nasıl Türkiye siyasi tarihinde derin anlamlar taşıyorsa Rawalpindi de Pakistan için derin anlamlar taşıyor. Pakistan, demokrasi mücadelesinin geniş halk kitlelerine mutluluk getirmediği ender ülkelerden biri olduğu gibi yine bu çelişkiye rağmen asla bu mücadeleden vazgeçmeyen bir ülke.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benazir Butto, 27 Aralık 2007 ‘de lideri olduğu Pakistan Halk Partisi’nin mitinginin ardından Liyakat Bağ Meydanı’ndan ayrılırken aracın açık üst kısmından halkı selamlıyor ve bu sırada duyulan üç el ateş sesinin ardından büyük bir patlama ile suikasta kurban gidiyor. Parti sözcüsü Vasıf Ali Han, Butto’nun kaldırıldığı Rawalpindi hastanesinde yerel saat ile 18:16’da liderlerini kaybettiklerini açıklarken, Pakistanlı bir çok seçmen Rawalpindi’de ikinci kez demokrasi mücadelesini kaybettiklerini düşünüyorlardı belki de. Bundan yirmi sekiz yıl önce, Benazir Butto’nun babası ve dönemin Pakistan Başbakanı Zülfikar Ali Butto yine Rawalpindi’de muhalefeti anayasaya rağmen susturmaya ve yok etmeye çalıştığı iddiasıyla General Zia-ül Hak tarafından yargılanıp idam ediliyordu. Aslında bu Pakistan ordusunun siyasete ne ilk ne de son müdahalesiydi. 1958 yılında General Eyüp Han, 1969 yılında General Yahya Han, 1977 yılında General Zia-ül Hak ve son olarak 1999 ve 2007 yılları arasında General Pervez Müşerref tarafından ordu Pakistan demokrasisine ince ayar çekmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pervez Müşerref ile uzun bir siyaset denemesi geçiren Pakistan belki geçmişe göre çok daha huzurlu ve olaysız yıllar geçirdi ama geçen her gün ve yıl şüphesiz Pakistan demokrasisinden bir şeyler alıp götürüyordu. Benazir Butto, siyasi yaşamı boyunca Pakistan’ın eski feodel yapısına karşı mücadele vermesine rağmen Pervez Müşerref’in türlü yolsuzluk iddialarına engel olamadı ve 1999 yılında görevden alınıp, yine Pervez Müşerref tarafından sürgüne gönderildi. 2002 yılında Benazir Butto’nun tekrar seçilmesini önlemek amacıyla anayasaya yeni bir madde koyuldu. Buna göre başbakanlar en fazla iki dönem görev yapabileceklerdi. Ancak gerek Batı ülkelerinden gelen baskılar gerekse Pakistan’ın içinde gelişen siyasi tartışmalar Pervez Müşerref’i, Benazir Butto ile tekrar görüşmeye zorlamıştı. Sürgünde olduğu süre boyunca babasının kurduğu muhalefet partisi Pakistan Halk Partisi’ne başkanlık eden Benazir Butto, hükümetle yapılan uzun görüşmeler sonunda 2008’de ki başkanlık seçimlerine muhalefet partisi başkanı sıfatıyla katılmak üzere 18 Ekim 2007 de ülkesine geri döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pakistan siyaseti için dönüm noktası olabilecek bu yeni başlangıç bile aslında gösterdi ki demokrasi yolunda Pakistan ne kadar çaba gösterirse göstersin bu mücadelede en çok zararı siviller görecek. Nitekim Benzair Butto’nun ülkesine döndüğü gün yapılan suikast girişiminde 138 kişi ölürken 248 kişi de yaralanmıştı. 8 Ocakta’ki başkanlık seçimleri yaklaşırken Benazir Butto’nun 27 Aralıkta bir suikaste kurban gitmesi ile seçimler 18 Şubata ertelendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında seçimlerin 3 büyük partinin rekabeti ile geçeceği aylar öncesinden belliydi: Eski başbakanlardan Navaz Şerif’in lideri olduğu ve bisiklet amblemini taşıyan Pakistan İslam Birliği-Navaz ( PML-N ) , Müşerref’in desteklediği ve kaplan amblemi taşıyan Pakistan İslam Birliği-Kaidi Azam ( PML-Q ) , Benazir Butto’nun partisi ise tek bir okla temsil edilen Pakistan Halk Partisi ( PPP ) . Seçimler sonucunda tahmin edildiği gibi muhalefet partileri büyük bir oy oranı ile meclise en çok milletvekili sokan partiler oldular. Halk Partisi 86, İslam Birliği-Kaidi Azam 37 ve İslam Briliği-Navaz 65 sandalye kazandılar. Diğer partiler ve bağımsızlar ise 64 sandalye ile meclise girebildiler. Pakistanlı yetkililer seçimlerin büyük bir sükunetle geçtiğini açıklarken emekli general ve İçişleri Bakanı Hamit Navaz seçim günü olan olaylarda 19 kişinin öldüğünü ve 157 kişinin hayatını kaybettiğini açıklıyordu. Şüphesiz bu kayıp Pakistan demokrasi yaşamında tahammül edilebilir bir kayıptı(!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki demokrasi mücadelesinde verilen tüm bu can kayıpları ve akan gözyaşları sonuçsuz kalmadı. Benazir Butto’nun partisi Pakistan Halk Partisi’nin adayı eski Meclis Başkanı Yusuf Rıza Gilani 342 milletvekilinin 264’ünün evet oyu ve meclisteki “çok yaşa Butto, Butto hala ölmedi” sesleri arasında başbaşkanlığı onaylanmış oldu. Bir çokları kendisinin emanetçi Başbakan olduğunu ve Benazir Butto’nun eşinin bir süre sonra görevi kendisinden devralacağını söyleseler de geçtiğimiz eylül ayında Asıf Ali Zerdari’nin Pakistan Devlet Başkanı seçilmesi ile bu dedikodular son bulmuş oldu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pakistan bir dönem Türkiye’nin de yaşamak zorunda olduğu demokrasi mücadelesini çok daha uzun süre yapmak zorunda kaldı. Bedelleri bütün taraflar için ağır olsa da şu anda sivil hükümet iş başında ve gelecek için umutlarını sürdürmeye devam ediyor. Zülfikar Ali Butto görevden alındıktan 3 yıl sonra Türkiye’de Kenan Evren ile sivil hükümet devrilmiş ancak kısa sürede yönetim sivil idareye terk edilmişti. Pakistan ne yazık ki Türkiye kadar şanslı olmadı. Aslında sivil hükümetin başa geçmesi ile birlikte pandoranın kutusu da açılmış oldu. Askeri idarenin ülkeyi terk etmesi ile birlikte ülke üzerinde yıllardır örtülü olan perde kalkmış ve tüm yolsuzluklar, ekonominin kötü gidişi ve ülkenin özellikle Afganistan’a yakın olan az gelişmiş bölgelerinde El Kaide ve Taliban varlığının ne kadar arttığı gözler önüne çıkmış oldu. Belki de hükümetin yeni sahipleri tüm seçim süresince karşılarında bu kadar sorunlu ve karışık bir Pakistan beklemiyorlardı. Şimdi sivil idarenin ve Pakistan demokrasisinin önünde yeni ve zorlu bir sınav var. Bu zorlu mücadele arkalarında hâla iktidara aç olan generaller ve tarikat liderleri varken çok daha zorlu olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm dünyayı sarsan ekonomik kriz ise işin başka bir boyutu. Geçtiğimiz eylül ayında ülkenin döviz rezervlerinin 8 milyar dolara indiği açıklandı. Oysa 2008’in başında bu rakam 16 milyar dolardı. Bu döviz rezervi Pakistan’ın ithalatını ancak bir ay karşılayabilecek düzeyde ve Pakistan rupesi 2008 yılı boyunca %21 değer kaybetmiş görünüyor. Faizler ise %20’yi çoktan aştı. Uluslar arası ekonomi kuruluşları Pakistan’ın acil 100 milyar dolara ihtiyacı olduğunu açıklıyorlar ve bunun sadece 3 milyar doları çok yakında ödemesi gereken dış borçları için. Öyle anlaşılıyor ki iflasın eşiğindeki ülkenin durumu Güneydoğu Asya’nın siyasetini de etkileyecek. Yakın zamana kadar bölge Çin, Hindistan ve Pakistan arasında dengelenirken şimdi taşlar yeniden yerleşeceğe benziyor. Ve ne yazık ki bölgenin ve Pakistan’ın kaderi Amerika’nın yeni başkanının Pakistan’a ve bölgeye ne kadar önem verdiğine bağlı olacak. Daha kötüsü Pakistan, Taliban, El Kaide ve askeri liderler arasında yeni bir Afganistan olma yolunda geri dönülmez bir yola girmesi olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba Türkiye kadim dostu Pakistan’a bu en zor zamanında ne kadar yardımcı olabilecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 Ekim 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertürk Demirel&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-98847103831505124?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/98847103831505124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=98847103831505124' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/98847103831505124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/98847103831505124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2008/11/rawalpindide-demokrasi-haykirilari.html' title='RAWALPİNDİ’DE DEMOKRASİ HAYKIRIŞLARI'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2555959388479277484.post-1426611570366663793</id><published>2008-11-10T12:56:00.000-08:00</published><updated>2008-11-18T12:39:07.898-08:00</updated><title type='text'>KRİZ DERİNLEŞİRKEN</title><content type='html'>Bu makale Radikal Gazetesi'nde 12.11.2008 tarihinde yayınlanmıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=HaberDetay&amp;amp;ArticleID=907997&amp;amp;Date=12.11.2008&amp;amp;CategoryID=99"&gt;http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=HaberDetay&amp;amp;ArticleID=907997&amp;amp;Date=12.11.2008&amp;amp;CategoryID=99&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle devletleri yönetenler ulusal veya uluslar arası krizlerde acil önlemler almaları gerektiğini düşünürler ve bu önlemler kimi zaman krizin daha da derinleşmesine neden olur. Oysa bazen krizlerde yapılacak en mantıklı şey durup beklemektir. Hele bu kriz ülkeniz sınırları dışında başlıyor ve gücünüzün çok ötesinde önlemleri gerektiriyorsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan finans piyasalarında başlayan kriz işte böyle bir krizdi. İlk müdahaleyi yapması gereken ülkeler yani başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkeler önlem paketlerini hayata geçirmedikçe Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde vaktinden önce alınacak önlemler piyasanın daha kriz gelmeden daralmasına veya ekonominin küçülmesine neden olabilir hatta krize verilecek böyle aşırı ve erken bir tepki piyasaları çok daha kötü etkileyebilirdi. Bu anlamda, krizin başlarında eğer hükümetin bilinçli ve kontrollü olduğunu varsayarsak, Türkiye’de iktidarın yapabileceği pek de bir şey yoktu. Yangının başlangıç noktası olan gelişmiş ekonomilerde acil önlem paketlerinin neler olduğunu ve bu önlemlerin ilk etapta sonuçlarını bekleyip görmek en mantıklısıydı. AKP iktidarının ve ekonomi kurmaylarının bu bilinçle hareket etmediğini anlamak için ise krizin ilerleyen dönemlerini beklemek yeterli oldu ne yazık ki. Bu kriz, sadece Amerika, Japonya gibi gelişmiş ekonomileri değil, Afrika veya Güney Asya’daki az gelişmiş piyasaları bile etkileyebiliyorken ve tüm dünya piyasalarını tsunami dalgaları gibi devirmeyi sürdürürken Türkiye’de iktidar bu bekleyişini ne yazık ki sürdürmeye devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dış piyasalardaki veriler size pek bir şey ifade etmiyor olabilir ama içerde, Türk ekonomisinde bu krizin yarattığı öncü dalgalar çoktan görülmeye başlanmışken önlem alınmaya başlanmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketici güven endeksi ağustos ayına kadar yükselmesine rağmen krizi elbette ilk hisseden reel ekonominin güven endeksi hızla düşmeye başlamıştı bile. Nisanda 103,2 olan güven endeksi temmuzda 96,1’e ve ağustosta 94,5 e düşmüştü. Sabit sermaye yatırım harcaması nisanda 100,7 iken temmuzda bu rakam önce 97,3’e sonra ağustosta ise 89,2’ye düşmüştü. Cari açığın büyüyeceğinin ve ekonominin ciddi yaralar almaya başladığına en büyük işaret ise ekonomisi ihracata dayalı Türkiye’de ihracat sipariş miktarlarında görüldü. Nisanda 124,3 olan ihracat sipariş miktarı ağustosta 111,1 olurken aynı dönemde toplam istihdam 110,0 seviyelerinden 100,0’e düşmüştü. Enflasyondaki yükselme ise aslında reel ekonominin göstergelerini takip edenler için hiç şaşırtıcı olmamalıydı: Sanayi girdi fiyat endeksi eylül 2007’de 77,2 iken 2008’in aynı döneminde 79,1 e kadar yükselmişti. Üstelik bu oran daha geçtiğimiz temmuzda 47,6 iken!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç siyasetin derinliklerinde kaybolmuş bir iktidarın alabileceği elbette çok büyük önlemler olamaz. Ama halktan %47 destek alabilmiş bir iktidarın çevresinde hâla aklıselim ekonomistler veya siyasetçiler olduğunu varsaymak istiyorum. Her şeyden önce IMF ile yapılacak ihtiyati bir kredi anlaşmasının ne zararı olabilir? Sonuçta krediyi kullanıp kullanmamak Türkiye’ye kalacak ve elbette bu ekonomi için bir güven çapası olacaktır. Bugün IMF ile yapılacak bir anlaşma, BOTAŞ’ın zararları için doğalgaza ve elektriğe yapılacak zamla sanayiye verilen zarardan daha büyük bir zarar verebilir mi? Hem de iktidarın yerel seçimler öncesi kendi belediye başkanlarını kurtarması pahasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan FED, Meksika, Brezilya, Güney Kore ve Singapurla swap anlaşmaları yaparken bu ülkelerin bankacılık sisteminde oluşabilecek likidite krizinin de önüne geçilmiş oluyor. Türkiye ise hem IMF ile anlaşmaya hem de FED ile yapılacak bu tür bir anlaşmaya sıcak bakmıyor. Oysa Türkiye piyasalarındaki dolar likidite sorunu artarken, 2009 yılında son 6 yılın en büyük dış borç ödemesi ( anapara artı faiz ödemesi 11,5 mia dolar ) olacak. Krizin başından bu yana Türk bankacılık sisteminden 16 mia dolar çıktığını da düşünürsek 2009 yılında Türkiye’yi 2008’den daha zor bir yıl bekliyor olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi hükümetten beklenen, seçim ekonomisi içerisinde kaybolmadan mali disiplinin korunması ve alınacak önlemlerle zaten daralan dış piyasanın yanında bir de iç piyasanın daha da daralmaması. Kabul etmek gerekir ki iktidarın işi önümüzdeki dönemde oldukça zor olacak. Ancak bu ekonomimizin, zamanında alması gereken ilaçları almadığı için hastalığı ağırlaşan bir hasta gibi gecikmiş ve belki de acı veren tedavilerle iyileşeceği anlamına geliyor. Peki gerçekten böyle olması gerekiyor muydu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09.11.2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertürk Demirel&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2555959388479277484-1426611570366663793?l=erturkdemirel.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/feeds/1426611570366663793/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2555959388479277484&amp;postID=1426611570366663793' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/1426611570366663793'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2555959388479277484/posts/default/1426611570366663793'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://erturkdemirel.blogspot.com/2008/11/kriz-derinleirken.html' title='KRİZ DERİNLEŞİRKEN'/><author><name>erturkdemirel</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13917932115005940126</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://3.bp.blogspot.com/_xdrshwptiRk/SVe2nwPWNFI/AAAAAAAAAAk/CuZRzutmVtc/S220/ertfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
