Abraham H. Maslow, insan yaşamında önemli olan ihtiyaçları, “İhtiyaçlar Hiyarerşisi Kuramı” ile açıklarken, bu hiyerarşinin en altında fizyolojik ihtiyaçlarının daha sonra da güvenlik ihtiyaçlarının olduğunu belirtmiştir. Bilindiği gibi fizyolojik ihtiyaçlar yemek, içmek ve yaşamak için gerekli temel ihtiyaçlardan ibaretken güvenlik ihtiyaçları ise insanların can ve mal güvenliğinin korunması ile açıklanır. Eğer bu hiyerarşinin temelinde yer alan bu iki ihtiyaç giderilemezse insanlar bunların karşılanması için, içinde bulundukları toplumda önce yasal daha sonra ise yasal olmayan yollar aramaya başlayacaklardır. Ekonomik krizler ise ekonominin iyiye gittiği dönemlerde ödevlerini yapamayan iktidarların kızgın halk kitleleri ile buluştuğu günleri de beraberinde getirecektir.
2005 yılı Kasım ayında, Fransa’da iki Kuzey Afrikalı gencin polisten kaçarak ölmesi sonucu göçmen isyanına kadar varan olaylar hâla akıllarda. Bu talihsiz olay, başta Avrupa’da yerleşik göçmenlerin kıtaya entegre edilememesine bir örnek olarak Fransa Devlet’i ile Parisli göçmenlerin yaşadıkları sorunların patlaması olarak görüldü. Pek az sosyal bilimci ve iktisatçı sorunun sadece göçmenlerin Avrupa’ya entegre edilememesi değil aynı zamanda ülkede orta ve dar gelirli işçilerin yaşadıkları ekonomik sıkıntıların ve gelecek kaygılarının neden olduğunu dile getirmişti. En büyük kanıtları da daha olayların başında göçmenlerin yanında Avrupalı beyaz işçilerin de gösterilere katılması idi. Sorun temelde bir sınıf mücadelesi ve dar gelirli vatandaşların artan gelecek endişesiydi.
2005 yılında Fransa ekonomisi 2004 yılındaki %2.3 büyümenin ardından %1.7 büyümüş, 2005 enflasyon oranı ise aynı yılın büyüme oranı ile paralel seyretmekteydi. İşsizlik oranı aynı yıl %9.8 olsa da göçmenler arasında bu oran iki katından daha fazlaydı. Bugün göçmenler arasında bu oran üç katından daha fazla bir orana yükseldi. 2005 yılında ekonomik göstergelerin çok da olumsuz olmadığı bir Avrupa ülkesinde yaşanan toplumsal patlama bazı Fransız siyasetçiler için ilerde yaşanacak daha büyük ekonomik krizlerde doğabilecek olayların habercisi olarak görülmüştü. Bugün o Fransız siyasetçilerin öngörüleri gerçekleşmek üzere ve bu sadece Fransa’yı değil özellikle dışarıdan işçi göçü alan tüm Batı Avrupalı ülkeler için kabus haline gelebilir.
2008’de yaşanan ekonomik krizin en başında Avrupa’nın Polonyalı muslukçuları ( Doğu Avrupalı göçmenler için iktisatçıların bulduğu tanım ) ülkelerine geri döndü. Sadece son 12 ayda ülkesine dönen Polonyalı göçmen sayısı dört yüz binden fazla. Daily Telegraph ise İngiltere’ye 2004 yılından beri, ülkeye göç eden bir milyona yakın işçinin ülkelerine geri dönmek zorunda kalacağını yazıyor. Bu şu demek: Batı Avrupa’nın Sosyal Güvenlik Sistemleri gelişmiş büyük ekonomilerinde başlayan işsizlik dalgası, bu ülkelere göç veren ve çoğunun sosyal güvenlik sistemlerinin bile olmadığı Doğu Avrupa ve Doğu Asya ülkelerine doğru yayılacak ve bu ülkeler yaşayacakları toplumsal olaylarla baş başa kalacaklar.
Dünya tarihi 2005 yılında Fransa’da olduğu gibi ekonomik krizler yüzünden rejimler değiştiren, siyasi ve sosyal değişimlere sebep olan toplumsal ayaklanmalarla dolu:
Rusya’da 1773-1774 yıllarında basit bir köylü ayaklanması gibi görünen ve daha sonra Puşkin’in ünlü romanı Yüzbaşının Kızı’na ilham kaynağı olan Pugaçev’in ayaklanması halk arasında o kadar çok destek görür ki, ülkedeki metal işçileri ve toprak isteyen köylüler bu ayaklanmayı imparatorluğun varlığına tehdit oluşturan bir halk ayaklanmasına döndürürler. Andrzej Walicki, Rus Düşünce Tarihi adlı kitabında ayaklanmaları bastırmak ve halkı memnun etmek için Katerina’nın çıkardığı yasaların sonunda soyluların konumunu daha da güçlendirdiğini yazar. Bu, dünya ekonomi tarihinde, ekonomik krizlerde halkın geneline yayılacak sosyal ve ekonomik çözümlerin üretilmesinde yaşananan başarısızlıklardan sadece biriydi.
Osmanlı Devleti’nde ise ekonomik sorunlar nedeni ile çıkan isyanların en bilineni 16. ve 17. Yüzyılda çıkan Celali isyanlarıdır. Tüm dünya ticaretini etkileyen, keşifler sonucu yeni bulunan ticaret yolları ile önemini yitiren Anadolu ve Akdeniz ticaret yolları Osmanlı Devleti’nin ticari hayatını derinden etkilemiş ve sonunda derinleşen feodel yapı ile birlikte Anadolu’da ayaklanmalar çıkmıştı.
Benzer örnekleri daha da uzatabiliriz: 1916’da İrlanda’da Paskalya Ayaklanması, 1965'te Los Angeles'in Watts kesiminde başlayan ve ağır hasara yol açan ayaklanma, 1981'de Londra banliyösü Brixton'da, 1992'de Los Angeles'in South Central kesiminde yaşanan 3600 yangının çıktığı, bir milyar dolara yakın zararın olduğu, on bin kişinin tutuklandığı, iki bin kişinin yaralandığı ve 60 kişinin öldüğü isyan ve 2001'de Leeds'in Bradford’da yaşanan toplumsal olaylar.
Bütün bu toplumsal olayları tek tek incelediğimizde hepsinin çıkış noktası farklı olacaktır. Ancak temellerinde şüphesiz gelir dağılımında derinleşen uçurum, artan işsizlik, göçmenlerin yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunlar olacaktır. Yani Maslow’un piramidinde iktidarların halkın temel ihtiyaçlarını karşılamaları için yeterli olanakları yaratmaktaki beceriksizliklerinin sonucu olacaktır. Bugün ise 2008 yılı sona ererken derinleşen ekonomik kriz bir çok gelişmiş ülke için farklı bir kaygı sebebi yaratmakta. Artan işsizlik en çok Batı Avrupa ve Amerika’da bulunan göçmenleri arasında görülecek ve zaten yaşadıkları ülkelerin sosyal yapısına entegre olmakta zorlanan insanları derin bir depresyon ve isyan halin sevk edecektir.
Yunanistan’da yaşananlar bütün bu depresyon ve isyan halinin ilk adımı olabilir. Son bir kaç haftada Yunanistan’da yaşanan toplumsal olayların sebebi aslında hükümet üzerinde artan beklentilerin bir türlü gerçekleşmemesi idi. Ekonomik ve sosyal reformların yapılması, yolsuzlukla mücadele etmesi ve sosyo-ekonomik farklılıkların azaltılması gibi beklentilerin hiç birini gerçekleştiremeyen bir hükümetin küresel ekonomik kriz ile birlikte toplumsal olaylarla yüzleşmesi Batı Avrupalı devletler ve ABD için ciddi bir uyarı niteliğinde olacaktır. Bunun için ekonomik krizde bulunan çözüm yolları tartışılırken sadece dev otomotiv şirketleri veya finans şirketleri değil aynı zamanda gittikçe yoksullaşan ve sayıları giddikçe artan insanlar da dikkate alınmalıdır.
Ertürk Demirel
16.12.2008
17 Aralık 2008 Çarşamba
5 Aralık 2008 Cuma
ORKİNOS ÇİFTLİKLERİ VE SORUNLARI
Bu makale Dünya Gazetesi'nde 03.01.2009 tarihinde yayınlanmıştır.
http://www.dunya.com/haber.asp?id=32456
Türkiye’de orkinos yetiştiricileri son aylarda bulundukları kıyılarda ortaya çıkan çevre sorunları ve çevrecilerin müdahaleleri ile gündeme geliyorlar. Oysa bu sektörün içinde bulunduğu sorunlara çok daha bilimsel ve gerçekçi çözümlere ihtiyacı var. Özellikle Çevre Yasası ve kabotaj kanununda ciddi düzenlemeler gerekmektedir.
Yaklaşık yirmi beş sene önce İstanbul Boğazı’nda, Beykoz sahillerinde bile orkinos sürüleri görülebilirken bugün Akdeniz Havzası’nda bile sayıları son on yılda oldukça azaldı. Değişen iklim koşulları ve su sıcaklıkları göç yollarının da değişmesine neden oldu. Bu da elbette orkinos yetiştiriciliğini etkiledi.
Bugün sayıları azalan ve göç yolları değişen orkinoslar nedeni ile Atlantik orkinoslarını koruyan ve av kotalarını belirleyen The International Commission for the Conservation of Atlantic Tunas (ICCAT) adlı bir örgüt kuruldu. Dünyadaki orkinosların %35’i Akdeniz Havzası’nda olduğu içinde bu örgüt özellikle Akdenizde daha ciddi önlemler almaya başladı. Tüm dünyadaki yıllık orkinos balığı rekoltesi 800.000 ton. Bunun 500.000 tonu Japonya’da kalanı Japonya dışındaki ülkelerde tüketilmektedir. ICCAT tarafından orkinos yakalama kotası ise Akdeniz ülkeleri için 28.500 ton AB Ülkeleri için 16.000 ton Ülkemiz için ise 870 ton olarak belirlendi. Oysa sadece Doğu Atlantik ve Akdeniz’de orkinos çiftlikleri bulunan ülkeler İspanya, Malta, Hırvatistan, Türkiye, Yunanistan, İtalya, Güney Kıbrıs, Libya, Tunus, Fas ve Portekiz ile birlikte on bir adet. Türkiye ise bu bölgede 23 yıllık olan sektöre altı yıl önce girmiş olsa da yine de ilk giren ülkelerden. Dolayısı ile bölge ülkeleri içinde hem tecrübesi hem de teknolojisi ile hak ettiğinin çok altında bir kota almış bulunuyor. Bu yüzden belli başlı orkinos yetiştiricileri devletten bu konuda önemli adımlar bekliyor. Konunun uluslararası boyutunun devlet tarafından sahip çıkılmasını bekliyorlar. Türkiye’de ki orkinos yetiştiricileri kota sorununu şimdilik Libya, Tunus, Fas ve İtalya gibi kotasını dolduramayan ülkelerde çiftlikler kurarak veya ortaklıklar kurarak aşmaya çalışıyorlar. Böylece ihracatımız 4.500 tona kadar çıkmış oluyor. Ancak ne yazık ki bu tür uygulamalar orkinosun maliyetini kg başına 1-1.5 avro arttırmış oluyor. Bu sorunun çözümü için orkinos yetiştiricilerinin su ürünleri yetiştiricileri desteğinden yararlanması sağlanmalıdır. Gerekli görüldüğü takdirde ton başına sektöre mali destekler sağlanmalıdır.
Türkiye’de orkinosun balık çiftliklerinde üremesi sağlanamadı. O yüzden kafeslere taşınan orkinoslar, bu kafeslerde hamsi, ringa, sardalya, uskumru gibi balıklara besleniyorlar. Böylece 100 kg olan orkinos balığı altı ayda 140-150 kiloya kadar çıkmış oluyor. 50 kg altı orkinoslar ile 50 kg dan ağır orkinosların fiyat farkı arasında yüzde elliden daha fazla fark olduğunu düşünürsek sektörün kârlılığı biraz daha ortaya çıkmış oluyor. Ancak yem olarak kullanılan balıklarda ne yazık ki ithal edilmekte ve Türkiye’ye döviz kaybı yaşatmakta.
Bu kadar kârlı ve potansiyeli olan bu sektör devlet tarafından sahip çıkılmayı bekliyor. Gündemi en çok meşgul eden konu ise mevcut Çevre Yasası. Bu yasa sadece Orkinos yetiştiricilerini değil tüm balık çiftliklerini de ilgilendiren maddeler içeriyor. Muğla, Aydın, İzmir, Antalya, Trabzon, Ordu, Mersin, Rize, Edirne, Hatay, Balıkesir ve Çanakkale'de 267 adet balık çiftliği bulunuyor. 191’i için kapatma kararı çıktı. Bu da demek oluyor ki ilgili bakanlığın bu çiftliklere yeni alanlar tespit edip yer göstermesi gerekiyor. Ancak kararın çıktığı 13 Mayıs 2007 tarihinden 2008 başına kadar yer gösterilemediği için üstelik yer göstermeden kapatma kararı çıktığı için balık üreticileri mahkemeye giderek yürütmeyi durdurdular. Balık çiftlikleri sahipleri Bakanlığın kendilerine ancak Şubat 2008 yılında yer gösterdiğini belirtiyorlar. Bu konuda İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in Çevre ve Orman Bakanlığı’na verdiği 12.05.2006 tarihli 7.3302 esas sayılı soru önergesine istanden bakanlığın vermiş olduğu cevap ile balık çiftliklerine gösterilecek alanların etüdünün ancak 18-22 Şubat 2008 tarihinde tamamlanabildiğini kabul edilmekte. Önerilen alanların kıyıdan kıyıdan uzaklığı ise özellikle orkinos üreticileri için ayrı bir sorun teşkil ediyor. Çünkü yavru orkinosların kıyıdan uzaklaştıkça yaşama şansı azalıyor. Bu da çiftlik başına %20-30 arası ürün kaybı demek oluyor.
Diğer bir konuda ihracı yapılan orkinos balıklarının nakliyelerinde Kapotaj Kanunu ile ilgili sorunlar bulunmakta. Türkiye’de satışı gerçekleşen orkinoslar, çiftliklerde Japon işleme gemilerine yüklenmekte. Bu gemiler balıkları eksi altmış dereceye kadar tutabilmektedirler. Daha sonra en yakın limana giderek Super Freezer Container diye bilinen kontaynırlara depoladıktan sonra çiftliğe dönüp işleme, yükleme ve nakliye döngüsüne bu şekilde devam etmesi gerekmektedir. Gerekmekte diyorum çünkü Türkiye’de bu işlem 815 sayılı Kabotaj Kanunun 1. Maddesine aykırı olduğu gerekçesi ile işlem yapılamamakta ve komşu ülke limanları kullanılmaktadır. Hem bu işlemin maliyeti Türk orkinos üreticilerinin cebinden çıkmakta hem de Türk limanlarının kazanacağı nakliye geliri üçüncü ülke limanlarına gitmektedir. Burada ne yazıkki sorun Türkiye’de orkinos balıklarını işleyip aynı zamanda naklini gerçekleştirecek bir gemi olmamasından kaynaklanmakta ve ilgili yasanın Türk ticaret gemilerinin Türk limanları arasındaki taşımacılık haklarını koruma esasından kaynaklanmaktadır. Bu işlem esasında bir taşımacılık işlemi değildir. İhracatı tamamlanmış transit bir ürünün özelliğinden dolayı gemi ve mekan değişikliğidir. Dolayısıyla gerekli düzenlemelerle bu sorun çözülebilir hem zaman hem de döviz tasarrufu sağlanmış olur.
Türkiye’de levrek ve çipura üreten balık çiftliklerinin yüzde otuzu yabancıların eline geçmişken Türk üreticileri aynı durumun orkinos çiftliklerinin de başına gelmesinden çekiniyorlar. Türk üreticilerinin önündeki sorunlar giderildiği müddetçe, yerli yatırımların yabancıların eline geçmesi engellenecektir. Bunun için önce yasal düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Balık çiftliklerinin çevre açısından yarattığı sıkıntılar ortak bir komisyonla çözülmelidir. Böylece kıyılardaki kirliliğin ne kadarının karasal atıklardan ne kadarının çiftliklerden kaynaklandığı incelenebilir. Çevre Yasası ve çiftliklerin kıyıdan uzaklıkları ile ilgili maddeleri tekrar gözden geçirilmelidir. Kabotaj Kanunu Orkinos Yetiştiricileri lehine tekrar gözden geçirilmelidir. Son olarak devletin sektöre ton başına sübvansiyonlar getirmesi şart gözükmektedir. Aksi halde Türkiye kısa sürede büyük hacim kazanan bu ihracatçılarımızı ileride daha büyük sorunlar bekleyecektir.
Ertürk Demirel
03.12.2008
http://www.dunya.com/haber.asp?id=32456
Türkiye’de orkinos yetiştiricileri son aylarda bulundukları kıyılarda ortaya çıkan çevre sorunları ve çevrecilerin müdahaleleri ile gündeme geliyorlar. Oysa bu sektörün içinde bulunduğu sorunlara çok daha bilimsel ve gerçekçi çözümlere ihtiyacı var. Özellikle Çevre Yasası ve kabotaj kanununda ciddi düzenlemeler gerekmektedir.
Yaklaşık yirmi beş sene önce İstanbul Boğazı’nda, Beykoz sahillerinde bile orkinos sürüleri görülebilirken bugün Akdeniz Havzası’nda bile sayıları son on yılda oldukça azaldı. Değişen iklim koşulları ve su sıcaklıkları göç yollarının da değişmesine neden oldu. Bu da elbette orkinos yetiştiriciliğini etkiledi.
Bugün sayıları azalan ve göç yolları değişen orkinoslar nedeni ile Atlantik orkinoslarını koruyan ve av kotalarını belirleyen The International Commission for the Conservation of Atlantic Tunas (ICCAT) adlı bir örgüt kuruldu. Dünyadaki orkinosların %35’i Akdeniz Havzası’nda olduğu içinde bu örgüt özellikle Akdenizde daha ciddi önlemler almaya başladı. Tüm dünyadaki yıllık orkinos balığı rekoltesi 800.000 ton. Bunun 500.000 tonu Japonya’da kalanı Japonya dışındaki ülkelerde tüketilmektedir. ICCAT tarafından orkinos yakalama kotası ise Akdeniz ülkeleri için 28.500 ton AB Ülkeleri için 16.000 ton Ülkemiz için ise 870 ton olarak belirlendi. Oysa sadece Doğu Atlantik ve Akdeniz’de orkinos çiftlikleri bulunan ülkeler İspanya, Malta, Hırvatistan, Türkiye, Yunanistan, İtalya, Güney Kıbrıs, Libya, Tunus, Fas ve Portekiz ile birlikte on bir adet. Türkiye ise bu bölgede 23 yıllık olan sektöre altı yıl önce girmiş olsa da yine de ilk giren ülkelerden. Dolayısı ile bölge ülkeleri içinde hem tecrübesi hem de teknolojisi ile hak ettiğinin çok altında bir kota almış bulunuyor. Bu yüzden belli başlı orkinos yetiştiricileri devletten bu konuda önemli adımlar bekliyor. Konunun uluslararası boyutunun devlet tarafından sahip çıkılmasını bekliyorlar. Türkiye’de ki orkinos yetiştiricileri kota sorununu şimdilik Libya, Tunus, Fas ve İtalya gibi kotasını dolduramayan ülkelerde çiftlikler kurarak veya ortaklıklar kurarak aşmaya çalışıyorlar. Böylece ihracatımız 4.500 tona kadar çıkmış oluyor. Ancak ne yazık ki bu tür uygulamalar orkinosun maliyetini kg başına 1-1.5 avro arttırmış oluyor. Bu sorunun çözümü için orkinos yetiştiricilerinin su ürünleri yetiştiricileri desteğinden yararlanması sağlanmalıdır. Gerekli görüldüğü takdirde ton başına sektöre mali destekler sağlanmalıdır.
Türkiye’de orkinosun balık çiftliklerinde üremesi sağlanamadı. O yüzden kafeslere taşınan orkinoslar, bu kafeslerde hamsi, ringa, sardalya, uskumru gibi balıklara besleniyorlar. Böylece 100 kg olan orkinos balığı altı ayda 140-150 kiloya kadar çıkmış oluyor. 50 kg altı orkinoslar ile 50 kg dan ağır orkinosların fiyat farkı arasında yüzde elliden daha fazla fark olduğunu düşünürsek sektörün kârlılığı biraz daha ortaya çıkmış oluyor. Ancak yem olarak kullanılan balıklarda ne yazık ki ithal edilmekte ve Türkiye’ye döviz kaybı yaşatmakta.
Bu kadar kârlı ve potansiyeli olan bu sektör devlet tarafından sahip çıkılmayı bekliyor. Gündemi en çok meşgul eden konu ise mevcut Çevre Yasası. Bu yasa sadece Orkinos yetiştiricilerini değil tüm balık çiftliklerini de ilgilendiren maddeler içeriyor. Muğla, Aydın, İzmir, Antalya, Trabzon, Ordu, Mersin, Rize, Edirne, Hatay, Balıkesir ve Çanakkale'de 267 adet balık çiftliği bulunuyor. 191’i için kapatma kararı çıktı. Bu da demek oluyor ki ilgili bakanlığın bu çiftliklere yeni alanlar tespit edip yer göstermesi gerekiyor. Ancak kararın çıktığı 13 Mayıs 2007 tarihinden 2008 başına kadar yer gösterilemediği için üstelik yer göstermeden kapatma kararı çıktığı için balık üreticileri mahkemeye giderek yürütmeyi durdurdular. Balık çiftlikleri sahipleri Bakanlığın kendilerine ancak Şubat 2008 yılında yer gösterdiğini belirtiyorlar. Bu konuda İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in Çevre ve Orman Bakanlığı’na verdiği 12.05.2006 tarihli 7.3302 esas sayılı soru önergesine istanden bakanlığın vermiş olduğu cevap ile balık çiftliklerine gösterilecek alanların etüdünün ancak 18-22 Şubat 2008 tarihinde tamamlanabildiğini kabul edilmekte. Önerilen alanların kıyıdan kıyıdan uzaklığı ise özellikle orkinos üreticileri için ayrı bir sorun teşkil ediyor. Çünkü yavru orkinosların kıyıdan uzaklaştıkça yaşama şansı azalıyor. Bu da çiftlik başına %20-30 arası ürün kaybı demek oluyor.
Diğer bir konuda ihracı yapılan orkinos balıklarının nakliyelerinde Kapotaj Kanunu ile ilgili sorunlar bulunmakta. Türkiye’de satışı gerçekleşen orkinoslar, çiftliklerde Japon işleme gemilerine yüklenmekte. Bu gemiler balıkları eksi altmış dereceye kadar tutabilmektedirler. Daha sonra en yakın limana giderek Super Freezer Container diye bilinen kontaynırlara depoladıktan sonra çiftliğe dönüp işleme, yükleme ve nakliye döngüsüne bu şekilde devam etmesi gerekmektedir. Gerekmekte diyorum çünkü Türkiye’de bu işlem 815 sayılı Kabotaj Kanunun 1. Maddesine aykırı olduğu gerekçesi ile işlem yapılamamakta ve komşu ülke limanları kullanılmaktadır. Hem bu işlemin maliyeti Türk orkinos üreticilerinin cebinden çıkmakta hem de Türk limanlarının kazanacağı nakliye geliri üçüncü ülke limanlarına gitmektedir. Burada ne yazıkki sorun Türkiye’de orkinos balıklarını işleyip aynı zamanda naklini gerçekleştirecek bir gemi olmamasından kaynaklanmakta ve ilgili yasanın Türk ticaret gemilerinin Türk limanları arasındaki taşımacılık haklarını koruma esasından kaynaklanmaktadır. Bu işlem esasında bir taşımacılık işlemi değildir. İhracatı tamamlanmış transit bir ürünün özelliğinden dolayı gemi ve mekan değişikliğidir. Dolayısıyla gerekli düzenlemelerle bu sorun çözülebilir hem zaman hem de döviz tasarrufu sağlanmış olur.
Türkiye’de levrek ve çipura üreten balık çiftliklerinin yüzde otuzu yabancıların eline geçmişken Türk üreticileri aynı durumun orkinos çiftliklerinin de başına gelmesinden çekiniyorlar. Türk üreticilerinin önündeki sorunlar giderildiği müddetçe, yerli yatırımların yabancıların eline geçmesi engellenecektir. Bunun için önce yasal düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Balık çiftliklerinin çevre açısından yarattığı sıkıntılar ortak bir komisyonla çözülmelidir. Böylece kıyılardaki kirliliğin ne kadarının karasal atıklardan ne kadarının çiftliklerden kaynaklandığı incelenebilir. Çevre Yasası ve çiftliklerin kıyıdan uzaklıkları ile ilgili maddeleri tekrar gözden geçirilmelidir. Kabotaj Kanunu Orkinos Yetiştiricileri lehine tekrar gözden geçirilmelidir. Son olarak devletin sektöre ton başına sübvansiyonlar getirmesi şart gözükmektedir. Aksi halde Türkiye kısa sürede büyük hacim kazanan bu ihracatçılarımızı ileride daha büyük sorunlar bekleyecektir.
Ertürk Demirel
03.12.2008
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

