Bu makale Radikal Gazetesi'nde 04.08.2009 tarihinde yayınlanmıştır:
Hem sanayici hem de hanehalkı banka kredileri nedeniyle sıkıntı yaşarken bir de ilave vergilerin gündeme gelmesi toplumumuzda hükümete ve ekonominin geleceğine dair derin şüpheler yaratabilir
ERTÜRK DEMİREL (Arşivi)
Ekonomisi durgunluğa girmiş bir ülke için pek çok iktisatçının ortak tavsiyesi vergi oranlarını düşürerek hanehalkında tasarruf oranlarını arttırmak ve bunu tüketime yöneltmektir. Böylece ekonomi canlanacak ancak büyük bir olasılıkla ekonomi bütçe açığı vermeye başlayacaktır.
İlk defa etkin bir şekilde ABD’de, Başkan Reagan döneminde ‘arz yönlü ekonomi politikası’ adıyla uygulanan sistemin temel hedefi, kamu giderlerindeki tasarruf kadar vergi indirimi gerçekleştirmekti. Böylece ülkede insanların elinde tüketmeleri için kaynak yaratmış olacaklardı. Ancak her reçete gibi bu reçetenin de yan etkileri vardı ve Amerikan ekonomisi en derin hali ile bunu hissetti. Bu tür bir vergi indirimi bütçe açığına yol açacağı için orta vadede yeni vergilerin getirilmesini zaruri kılmıştı. Bu ekonomik modelin temeli, iktisatçı Arthur Laffer’in ‘Laffer Eğrisi’ isimli tezine dayanmaktadır.
Püf noktası
Bu yeni ekonomik modelin dayanağı vergileri artırmanın bütçeyi denkleştiremeyeceği, vergi indirimleri sayesinde ekonomide gerçekleşecek gelir artış ile bütçenin denkleştirilmesinin kolaylaşacağı yönündeydi. Ancak bu modelin işlemesi için temelde bir püf nokta mevcuttu: Kamu harcamaları disiplin altına alınmalı ve azaltılmalıydı. Söz konusu model 1980’li yıllarda Başkan Reagan ve daha sonra George Bush tarafından, İngiltere’de ise Başbakan Margareth Thatcher dönemlerinde uygulanmış ve vergi indirimleri sayesinde ekonomide bir genişleme yaratılmıştı. Ama daha sonraki dönemlerde yapılan iktisat çalışmaları bunun tek başına yeterli olmadığı ve ciddi bir mali ve bütçe disiplinini de gerektirdiği anlaşılmıştı.
Türkiye’de ise iktidarların, sığ mali ve finans piyasamızda krizlere karşı en önemli ve etkin silahı vergi politikalarıdır. Kamu harcamalarını yıllara yaygın uzun bir dönemde kontrol altına almayı hiçbir zaman beceremeyen Türkiye’de ‘vergi’ şüphesiz ekonomik daralmanın ve genişlemin kapısıdır. Laffer Eğrisi modeli kapsamında örneklerini verdiğimiz ülkelerde vergi indirimleri gibi ekonomik kararlar çok daha kolay alınabiliyor. Çünkü ABD ve İngiltere gibi ülkelerin güçlü bir para birimi, güçlü ve etkin bir finans piyasası ve her zaman için devlet ve hazine kâğıtlarının alımının garantisi vardır. Dolayısıyla vergi indirimlerinin yaratacağı bütçe açığı bu ülkeler için bir yere kadar katlanılabilirdir. Ancak Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde sığ bir borsa, yüklü dış borç ve sığ finans sistemi içerisinde vergi indirimlerini gerçekleştirmek yüklü borç stoğu ve devlet desteği ile ayakta kalan bir çok önemli sektörümüz varken oldukça zor görünüyor.
2001 krizi
Son mali verilere göre ekonomisi yüzde 13.8 küçülmüş bir ülke vergi indirimini gerçekleştiremiyor ve merkezi yönetim bütçesi ilk çeyrekte 19.1 mia TL açık veriyorsa ne yapabilir? 2001 krizini sanayicisinden işçisine büyük acılar ve sıkıntılarla yaşamış Türkiye’nin 2001 krizi sonrası işsizlik oranı yüzde 10.3, 2008 mali krizinden çok önce 2008 şubatında yüzde 11.9 ve Şubat/2009 da ise yüzde 16.1. Bu yılın ilk yarısında ise merkezi yönetim bütçesi 23 mia TL açık verdi. Eğer mali disiplin için vergilerin artırılması planlanıyor ve ek vergiler düşünülüyorsa şu anki mali krizde bunun sadece bütçe gelirlerini azaltacağı, vergi kaçakçılığını ve yıllarca mücade edilen kayıt dışını arttıracağı aşikâr. Hem sanayici hem de hane halk banka kredileri nedeniyle sıkıntı yaşarken bir de ilave vergilerin gündeme gelmesi toplumumuzda hükümete ve ekonominin geleceğine dair derin şüpheler yaratabilir.
Yaşadığımız depremlerden, sel felaketlerinden, siyasi krizlerden ders almadığımız ve kendimize özgü çözüm modelleri üretemediğimiz gibi ekonomik krizlerimizden de ders almıyor ve yine kendimize özgü dersler çıkaramıyoruz. Yeni ekonomi modelleri ve çözüm yolları için geçen yaz ortasından yıl sonuna kadar oldukça bol olan vaktini iç siyasi çekişmeler, seçim ekonomisi ile geçiren Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu durumda dersini çalışmamış ve sınıfta kalmış bir öğrenci gibi ne yazıkki 2001 krizinde aldığı tedbirlere benzer sıkı mali ve bütçe programı uygulaması gerekiyor. Bunun için en temel yöntem olan vergi gelirlerini arttırmak yoluna gidilecektir. Ancak ekonominin daha da daralmaması için belkide önce Merkez Bankası rezervlerinden biraz feragat etmemiz ve kamu bütçesini tekrar kontrol altına almamız gerekiyor. Yoksa 2001 krizi sonrası uygulanan bütçe programının hatalarını tekrarlar, ekonomik genişlemenin gecikmesine neden olabiliriz.

